Eski bir şiir

bu şehire bir terasdan bakmalı pirim, akşamı lavanta renkli sokaklara. ötelerde bir yerlerde gizemlerini koruyan eski zaman büyücüleri bu şehire bir terasdan bakmalı pirim, akşamı lavanta renkli sokaklara. ötelerde bir yerlerde gizemlerini koruyan eski zaman büyücüleri gibidir görmesini bilene. mahrusa-i istanbul burası, keyfini kahyaya emanet edip yürümeden çıkmaz bu şehrin tadı. bak üzerinde soluklandığın taş mesela, ekselans taşı. ekselansları ulaşmak istememiş belli ki ama sen istersen yunus’un aradığı vahdet-i vücûd bile burada. ucuz plastik oyuncaklarıyla sokak aralarında oynayan çocuklar henüz hayal etmezler sevdiklerinin adını duvara yazmayı. kaldi ki başka hangi ülke de bir erkek sevdiği kadının ismini duvarlara yazar. kimse … Continue reading Eski bir şiir

Rate this:

Tövbe ile esrar

Derb eden benim size ne! Rutubetli bir akşamın izlerinde, Gece gelmek üzere. Sahil yolu kalabalığı. Dudağımda cigaralık. Söz vermiştim oysa. Ne tövbeler çıktı ağzımdan, Ne de babannem gibi ‘tövbe tövbe’ler. Tutamadığı sözleri La havle deyip de çiğneyenlerdenim ben. Ne sizler gibi inanırım ne de inkar mahallesinde avarelik etmekten zevk alırım. Yol olup uzuyor önümde dünyanin bütün kadınları. Gözlerim değiyor bazılarının gözlerine. Başımı kaldırıyorum. Duman akıyor aşağıdan alnıma doğru. Ben bu gece sokakta yattım. Ağzımda cigara. Continue reading Tövbe ile esrar

Rate this:

Gereksiz kaygılar

“Seni beklememi istermisin?” Diye sordu kadın. “Hayır! Bekleme!” Diye cevap verdi erkek. “Neden durgunsun?” Diye ekledi kadın. “Ben sadece beni bekleme diyebilirim sana” diye cevapladı erkek. Kadın “hoşçakal” dedi Erkek önünde ki son şeriti çekip sağ elinin başparmağı ile burun deliklerini sildi. O an anladı kadın. Erkek, arkadaşlarının yanına dönerken kadın arka kapıdan ayrıldı. Kimse sormadı ” ne oldu?” Diye. Zaten öyle bir hayat ki bu. Sorsalardı bile ne verilecek bir cevap vardı ne de bu iki dakikalık afilli ayrılık kimsenin umrundaydı. Continue reading Gereksiz kaygılar

Rate this:

Eski bir şiir

Masada iki fincan Türk kahvesi olsun, yemek tabaklarını iteleyip elimizin tersiyle , kahvelerimizi yapsak orta malı . Sonra şöyle bir içimiz geçse, uzansak yan yana , şımarsak birbirimize. Senin sol elin göbeğimde rahata erse, benim sağ elim ise senin belinde. Etim etine değse sonra. Öpüşsek. Her öpüşmenin sonu sevişme olacak değil ya, ama biz dayanamayıp sevişsek yine de. Dayanmak lazım bu götü kalkan hasrete. Kaldi ki, özlemek bile öznesi sen olunca güzel. Öyle işte. Continue reading Eski bir şiir

Rate this:

127. yazı

Ah be balım, eve gelirken çiçek aldim karşıda ki marketten. Peynir ile şarap almak için girmiştim içeri oysa ki. Sen yoktun ama ben yine de aldim çiçekleri. Daha büyük şeyler almadım, zaten gerekte yok, ben bizim için çiçek, peynir ve şarapta karar kıldım. Sen severmiydin karanfilleri bilmiyorum, beyaz,sarı, kırmızı. Gerçi hangi rengi sevdiğini de hiç bilemedim, Ama ben en çok maviyi severim. Daha önce de söylemiştim, bilmem hatırlatmasın? Turuncu senin ruh rengin. Ah be balım, rengarenk saçma bir hayat bu yaşadığımız. Yamalı bohça gibi bir ev, içinde kendimce mest olduğum. Saat gece ortasın da bir ile iki arasında bir yerlerde. … Continue reading 127. yazı

Rate this:

Sakin bir gün

Sakin bir gün. Moda çaybahcesi. Üç beş kedi, babam ve ben. Çok uzaktan geçen yük gemileri, Ve babam İlhan bey’in gemiler hakkında ki gereksiz ama eğlenceli bilgileri. Sahil yolunda bira içenler ki ben bira sevmem aklıma eski sevgilimi getiriyor. Siz bilmezssiniz ama yahudiydi. Bira sevmedigimden olsa gerek onu da çok sevemedim. Kadiköy güzel, Evden uzak başka bir evde olmak gibi birsey. Sakin bir gün. İçerisinde babam, kediler ve ben. Continue reading Sakin bir gün

Rate this: