O’na asik olmak ve gune mutlu baslamak uzerine

GUN

Icimde ki mutlulugu kendimce sekillendirmeye calisiyordum yururken. Ellerim cebimde degil, farkedilme korkusu ise hic belli etmemisti kendisini. Ama yine de cok cileli bir is bir insanin kendisine, icinde bulundugu duygulari acik yureklilikle, yalansiz dolansiz, egip bukmeden anlatabilmesi. Nasil bir mutluluktu su an yasadigim? Pervahsizca ve hatta bilincsizce dudak kenarlarimi yukari ceken, yuz ifademin ardindaki sebeb ”o” olsada , nasil tarif edebilirdim ben bu mutlulugu.

Cumle kuramamak rahatsiz ediyordu icin icin beni, unutmak istemiyordum su an icinde oldugum durumu gunun birinde. Bombos bir hafizayla yollara dusmek her gun, zaten cok koyuyordu bana, aklimda guzel seyler biriktirip, tane tane kullanmak istiyordum onlari yeri geldiginde. Yuz gulumseten bir iki anim olsun, ilac olsunlar bana, dara dustugumde. Fakat hala tarif edemiyordum mutlulugumu. Cocukca bir mutluluk geyigi filan yapmayacagim o yuzden.Yine de bir deneyeyim anlatmayi nasilda mutlu oldugumu su an icin.

Sevdigin insanla kahvalti yapmak icin gunesle birlikte ayaklanip telasla kahvalti hazirlamaya baslamanin verdigi mutluluk gibi bir mutluluktu yasadigim. Ya da sevdigin insanin ”kendi hayallerine” seni de ortak ettiginin farkina vardigin anda yasadigin keyif gibi. O an icin hic bir amacinin olmamasi ve bu amacsizligin seni uzmedigini, gelecegini batirmadigini bildigin zaman ki mutluluk gibiydi. Cok istedigin bir seyi alabilecek paran olup onu almak icin plan yapma mutlulugu gibi birsey bile denebilirdi yasadigim muazzam ruh haline.

Her zaman oldugu gibi hic bir fikrim olmadan yuruyordum bu sefer gozume pek de yorgun gozukmeyen kaldirimlarda, daha bir aydinlik di bugun dune kiyasla, insanlar mi gulec di yoksa ben mi herkesi gormek istedigim gibi goruyordum. Eger oyleyse, neden hep guzel olani gormege calismiyorduk ki?

Kafamin icinde uzun zamandir ozlemini cektigim cok tatli bir hiclik duydusu belirmis, beni o nu dusunmemekten ali koyuyordu, devanin onda oldugunu bilir gibi, beynim her seyi silmis bir tek onu birakmisti, o nu aklimin that odasina oturtmus en mahremim yapmis, o nun imgesinin baska imgelerle kirlenmemesi icin ugrasiyordu.

Hani bi cumle vardir , kimin yazdigini bilmedigim der ki ”ne güzel cahildik, televizyon yoktu. gazete de her zaman olmazdı. öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç”!. Iste bende oyle mutluydum .

Mum cicegi gibi kokan halamin kuzguncuktaki evinde oglen uykusuna yatmis gibi keyifliydim.Balikcidan gelen ”serin suyu” ile islanmis carsinin tikis tikis sokaklarinda yururken. Aktar kokusu, sut misir kokusu , bana yarenlik ediyor, kosegi dondugumde ise yerlerini kozde yapilmis kahve kokusuna birakiyorlardi. Ama biliyordum, gordugum yuzler hala arkalarinda huzun tasimaktaydilar belli etmek istemeselerde. Utanmistim biraz boyle umarsizca mutlu olmaktan. Yuregim kekelemisti utancimdan.
En ciplak halimizdir utandigimizda icine dustugumuz o garip duygu, bizi insan yapan da odur aslinda, yaninda yakin arkadaslari ”vicdan ve pismanlik”ile birlikte . Kaybettiğimiz anda ise birdenbire mide bulandirici oluruz ama. Utanmak herkese cok yakisir, fakat en guzeli de cocuklarin utanmasidir kanimca. oyle sevimli olurlarki . tanimadiklari birisini görduklerinde utanipda yüzlerini kollarinin arkasına sakladiklarinda. Benim utancim bir cocuk utanmasi gibi degildi ama. Daha cok, bir, ”bende sizlerdendim,ama gitmem gerekiyordu gittim” utanmasiydi. Aklim, ruhumun degirmen tasi, icine dustugum bu ikilemden beni kurtarmak icin yogun bir caba sarfediyordu. ”Bosver, utan ama engel olmasin bu mutlu olmana” cumlesi yankilaniyordu kafamin icinde.

Gozlerim sadece yapmalari gerektigi icin bakiniyor etrafa ama aslinda cok da fazla gormuyorlardi beni cevreleyen seyleri. Sanki sadece ben , o ve aklim hep beraber bembeyaz bir yerde yuruyorduk, o kadar beyaz ve nesnesizdi ki yurudugum yer, ne bir golge, ne bir grilik, yer beyaz gok beyaz, burnumda ise hala carsi ici kokusu. Sesler ise birbirine girmis anlamzis bir ugultu olarak geliyordu kulagima. Ne buyuk bir huzurdu bu, gozun ondan baskasini gormemesi, aklin o na teslimiyeti. Hic korkmuyordum, kendimi isteyerek parca parca o na vermekten. Hayal kirikligi ile sonlana bilecegi ihtimalini biliyor olsamda gormezden geliyor, Ahmet Hamdi Tanpinar’in ”korkmak, biraz da gelecegini beklemektir” cumlesine inat bile bile irkilmiyor hatta bu sefer, mucadele edip ustune gitmek istiyordum. O ugruna mucadele edilmeyi hak eden bir insandi, basaramasam bile en azindan ileride” denedim de olmadi” diyebilmeliyidim.

Aklimdaki rehber beni yine Ismail Abi’nin dukkanina goturmus. Bir gelenege donusmustu her carsi icine gelisimde Ismail Abi’ye ugrayip midye tava yemek. Bir rutindi ve ben rutin olani seviyordum. Her sabah ayni saatte kahve icmek, eve her gelisimde Lucy’nin yemek masasina cikip bana gobegini sevdirmesi, gecelerimi sabahlarima uzun yuruyuslerlele kavusturmak. Vapurda hep en arkada durmak. Hayatimda eksik olan tek sey bir insanla bu rutinleri paylasamamam ya da daha dogrusu bir kadinla, sadece bize ait olan kendi rutinlerimizi yaratamamis olmamdi.Elime hic boyle bir firsat gecmemis, eger gectiysede ben o kadinla bunu yaratma istegini duyamamistim. Su an icin butun cabam onunla ”bizim” diyebilecegimiz rutinler yaratmakti. Bu ugurda savasmam gerektigini biliyor, bu sefer vurdumduymazliga hayatimda yer olmadigini sezinliyordum. Pisman olmak istemiyordum ilerde. Zamanin bir tek hedefi oldugunun bilincindeydim, sonradan degistirme sansi verilmesi icin yalvarmak zorunda kalmamaliydim. Ki gercektende son pismanliklar fayda etmiyor, secimlerimiz bizim yol haritamizi bizlere hissettirmeden ciziyorlardi. Agir bir duygudur pismanlik, agir olmasinin yaninda toplum tarafindan deger verilmeyen hatta asagilanan bir duygudur. O na hakkettigi hayati sunmali ,”iyi ki” leri ”keske” lerden fazla kullanmasina sebep olmaliydim.

Ismail Abi’nin orda olmamasi zaten cok kisa olan muhabet rutinimide kisaltmis,midyemi kapi onunde cabucak yiyip ayrilmistim ordan. Yuruken dukkan vitrinlerinde gorunen yansimama bakiyor, kendimi kendime o nu ilk gordugumde yaptigim gibi tarif etmege calisiyordum. Hep uzerimde olan kot pantolonum, bir uniformaya donusen kareli gomlegim, sagi solu ligme ligme olmus ceketim ve siyah converse lerimle sanki, dun de ayniyimisim, gecen sene bu gunde dusuncesiyle siradanligima elestiriyordum.

Giyinmek icin devamli birseyler bakmanin anlamsiz oldugunu dusunurum hep, onun icin sadece ama sadece tek bir pantolunum vardir hep, o artik giyilemeyecek duruma gelene kadar onu giyer, onun beni terkedisiyle kendime yeni bir pantolon alirim. Ayni anda birden fazla pantolunum hic olmamistir. Gomlek kismi ise biraz farkli, t-shirt giymedigim icin olmasi gerekenden cok daha fazla gomlegim vardir, buyuk cogunlugu karelidir. Icin icin severim piknik masasi gibi gorunmeyi. Kareli gomlege olan merakim cocuklugumdan gelir. Sisman gecen cocuklugum da kareli gomlegin beni zayif gosterdigine inandirmistim kendimi, ki aslinda tam tersi, daha da sekilsiz yapiyordu zaten sekilsiz olan vucudumu. Ama cocuk aptalligi ile inadimin birlesmesi sonucu, kareli gomlek benim icin her gunmun tercihi olan bir forma olmustu gecen yillarla birlikte.Saclarim daginik, yuzum uykusuz gorunuyordu onunden gecmekte oldugum ayakkabi dukkaninin vitrin caminda. Kendime bakmalimiydim, yoksa boyle iyiyim be diyip, devam mi etmeliydim? Isin asli hic bir fikrim de yoktu bir erkegin kendisine nasil bakmasi gerektigi konusunda,artik sisman degildim, arada bir sporda yapiyordum, deli gibi icine aktigim uzun yuruyusleri ise hic saymiyorum. Sacimi gunun modasina gore mi kestirmem gerekiyordu? Yeni pantolonum cok mu dar olmaiydi? Toplumla uyum, kiyafette uyumla mi ortaya cikiyordu? Memnundum ben aslinda boyle olmaktan, herkesden daha az zaman ve para harciyordum dis gorunusume. Sadece bir umursamazlik degil ayni zamanda da, ben buyum diye kendimce yarattigim bir manifestoydu. Boyle bir adamdim ben, sabahlari yurumem bitip de eve geldigimde klasik muzik dinlerim mesela hep. Ukalaligimdan ya da kendimi cok entelektuel gosterme kaygisindan degil, gercekten cok severim klasik muzigi. Yasadigim bu gezegende Tchaikovsky ve sonbahar gibi iki vazgecilmezin olmasi kendimi sansli olarak gormem icin yeterlidir. Sogugu sicaga tercih ederim, daglari denize, kedileri kopeklere. Beyaz coraplarim vardir ve hala inatla giyerim onlari, cirkin olduklarini bile bile. Ama cok da kuralci degilimdir, bu anlattiklarima ragmen, biri eger bu sana cok gitti derse alirim bahsedilen o seyi cebimde param varsa.

Adimlarim biraz yavaslamis , ilk defa kacmak icin degilde etrafi gezip insanlari seyredebilmek icin hareket etmege baslamislardi. Onunden gecmekte oldugum kahvecideki gencin– ”Abi gel, kahvenin kopuklusu burda, icen arap olmuyo, asik oluyo serefsizim”, demesiyle istem disi gulmus, bana yapilan kibar teklifi geri ceviremeyip oturmustum dukkanin onundeki plastik masalardan birine. Oturdugum masanin hemen kahve yapilan mangalin yaninda olmasi serin olan havayi oldugum yerde biraz kirmis, hatta beni biraz mayistirmisti. Yirmi yirmiiki yasinda bir gencti beni zekice slogani ve sevimli sivesi ile dukkana cekmeyi basaran cocuk. Oldukca zayif , daracik pantolonu ve yine cok dar olan gomlegi ile etrafinda gordugu insanlaran biri olma cabasi harcadigi cok belliydi. Temiz yuzluydu ama, o komur isi karasi bulasmamisti yuzune henuz. Bir yandan kahvemi yapiyor bir yandan da Neset Ertas’in Neredesin Sen adli sarkisini soyluyordu.Cok da guzel soyuluyordu acikcasi. Tezatti biraz yasina ve sevimliligine bu sarki, muhtemelen bilmiyordu henuz kalp agrisini , ”su garip halimden bilen şiveli nazli, gonlum hep seni ariyor neredesin sen? tatli dillim guler yuzlum ey ceylan gozlum,gonlum hep seni ariyor neredesin sen?” Sarkilar sozlerindeki anlami, bizler ozleyince, unutamayinca, yuzumuze vururlar. Hepimiz bir tarihe te ”ulan bu sarki sanki benim icin yazilmis” durumuna dusmusuzdur muhakkak. Ozledigimizden ya da pismanligimizdan olsa gerek ama iste bazi sarkilar o kadar Turk’durki, farketmez hangi sehirden ya da partiden oldugunuz, kadin ya da erkek olmaniz, cok inanclida olabilirsiniz , ateistte. Bir sarki bir ulkeyi ulke yapar bir anda, bir anda parcasi olursunuz her gun elestirdiginiz seylerin.O an iste birlikte keyif alir, ait oldugunuz ulkeyi sevdiginizi anlarsiniz. Ama yine de en onemli sebep kaybedipde cok ozlediginiz o insandir. Kalp agrisidir. Ic curumesi ve pismanliktir.

Oz kokunden turemistir ozlemek, cok guzel, arkasinda bizim anladigimizda farkli duygular tasiyan bir kelimedir. basitce soylenen”seni ozledim” cumlesi aslinda ozlediginiz kisiyi ozunuze kattiginizi belli eder ,ona sadece”eksikligini hissetmek” anlamini yuklemek haksizlik olur biraz. Birisini oz-lemek, o insan hakkinda ortaya cikardigimiz en guzel, en saf duygudur. Kahvem onume konmus yine cok sevimli bir gulusle—”Afiyet olsun abi”denmisti.– Cok tesekkur ederim, zahmet oldu dedim” onunkisi kadar sevimli olmayan gulusumle, birbirini tanimayan iki insanin birbirine gulumseyerek yaklasmasi cok siradan birsey gibi gozuksede aslinda insaa ettigi kopruler ummadigimiz kadar saglam olurlar . Ne olmustuda kaybetmisdik biz o guzellikleri. Her zaman olmasi gereken sey oldugunda niye sasiriyordum. Neydi, bizi boyle karamsar ve mutsuz yapan sey.

Bir yudum aldim kahvemden. Sokaktan gecen insanlari seyretmeye basladim. Cikardim paketinden bir tane sigara onuda her zamanki gibi ilkyaz kirazi kizili yapmak icin. Derin bir nefes aldim hemen, bir yudum kahve arkasindan. Disari biraktigim duman kahve kokuyor , bu koku bile bana nedense o nu hatirlatiyordu. Ellerinde dolu posetleriyle ev kadinlari geciyordu onumden, basi acik olan kapali olan, kisa uzun sisman zayif bir suru kadin, aslinda hicde gitmek istemedikleri evlerine sirf gidecek bir yerleri olmadigindan gidiyor gibi yuruyorlardi yan yana , arka arkaya. Peslerinde okulu hic ama hic iplemedikleri her hallerinden belli olan bir kac lise ogrencisi. Hemen arkalarindan ise elinde eskiden doktorlarin tasidigi cantalardan birini tasiyan yasli bir amca seyrediyordu agir adimlarla. Bazilari hizli adimlarla yetisme kaygisi tasidiklarini belli ediyor, ama cogu, sakin adimlarla ” hic varmasam” oraya ruh haliyle ilerliyordu. Hava sabah cigi serinliginde, alaca karanlikti. Bir sehrin hic anlatilamayan tarihi bir geceligine tekrar baslamak uzereydi ben ise kahvemi yudumlarken kendimi ilk defa bu tarihin bir parcasi olarak hissediyordum.

Hala anlayamiyordum , nasil bir kadin bir sehirle bu kadar uyumlu olabiliyor, nasil gordugum, hissettigim hersey bana onu animsatiyordu. O nunda silueti Istanbul gibi cok guzeldi de ondanmi seviyordum ikisinide. O da bir gun istanbul gibi delecekti yuregimi ve ben hala vazgecemeyecektim ondan. Bunun olma ihtimalimiydi o nu bana ceken yoksa gezip gordugumde degerinin artmasi gibi bu sehrin , bi isaretmiydi beni ” o nuda tanidikca degerini anlayacaksin” sonucuna ulastiran. Istanbul binlerce kez binlerce farkli insan tarafindan anatilmaya calisilmisti, ama bu betimlemelerin hic birisi siyah beyaz cekilmis bir martinin sirtini tarihi yarim adaya vererek uctugu fotograf kadar basit ve anlamli olamamisti. Ben o nun resmini cekmek isteseydim, nasil bir resim olabilirdi bu, tek bir karede hangi aciyla cekersem o nu tam da ‘o iken” yakalayabilirdim. Yuzune mi odaklanmam lazimdi? Yoksa vucuduna mi? Uyudugu zamanlarmiydi o nun en cok o oldugu zamanlar. Onda ki en onemli karakter belirleyici ozelligi bir kagida islemek neden bu kadar zordu. Ben ne zaman varcaktim bu ozelligin farkina ve ”iste bu, o nu o yapan sey” diyebilecektim.

Bir kadin ve bir sehiri bu kadar baglamalimiydim birbirine. O na olan tutkumun icinde Istanbul’un ne kadar etkisi vardi? Baska yerde sevemezmiydim ben onu. Sadece bu sehirde mi yasanmaliydi benim askim, bi kenarinda findikli bi kenarinda Cihangir, iki kol arasinda ise benim kalbimmi olmaiydi? Hayir ! Istanbul guzeldi, musluklalrindan piskin piskin sari sular aksada, Istanbul cekiciydi, anasina sovsek de . Ama istanbul bir sehirdi. Sehirleri guzel yapan sadece mimarisi, tarihi degildir, sehirleri guzel yapan biraz da o sehirde yasayan insanlardir.Ben o na ”Istanbul yagmis ustune” diye asik olmamistim, ben Istanbul’a icinde o var diye yeniden asik olmustum aslinda. Boyle bir sevginin olabileceginin farkina varmak bile beni cok mutlu ediyordu. Hep beni es gecen ask benim icin ilk defa istanbul’da durmus, beni gormemezlikten gelmememisti. Ben hem o na hem istanbul’a asik olmustum.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s