O’nun evinde kalmak ve O’nun evini temizlemek uzerine

Ucumuzde icmemiz gerekenden fazla icmistik,ben onlardan bir tik daha iyi durumdaydim, en azindan hala anlasilibilir cumleler kurabiliyor,barda biraktigim kredi kartimi almam gerektigini biliyordum.Saat coktan gece yarisi ile vedalasmis yerini biraz once ikiye birakmisti, gitme vaktiydi hepimiz icin. Iki kizla bu saatte nasil taksi bulabilirdim ki, diye dusunurken, bardaki cocuk imdadima yetisti.–”Ben size cagiriyim bir taksi yan sokaktaki duraktan”, diyerek beni gercekten altindan kalkmasi cok buyuk bir yukden kurtarmisti. Zeynep cikis kapisinin esigine dayanmis kafasi tamamen onune dusmus bir bicimde ayakta uyuyor, elinde ki sigaranin tuten dumani gecenin rengiyle karisip mavi olarak yuzune dogru yukseliyordu, ben ise bir iki dakika once tuvalete giren o nu bekliyordum. Kapi acildi ve hafif sendeleyerek , elleri islak bir sekilde cikti disari, tam olarak anlayamadigim bir bicimde–”Hadi bize eve gotur”, dedi. Cok hosuma gitmisti ondan bu cumleyi bu istegi duymak, sorumluluk sahibi bir erkek olarak hissetmistim bir an icin kendimi.–Taksi geliyor simdi,dayan biraz daha lutfen,dedim. Koluma girip bana yaslana yaslana beraber Zeynep’in yanina dogru yavas adimlarla yuruduk, onumde durdu,cok yakindi, kafasini kaldirmis bana bakiyordu o guzel gozleriyle, raki kokan nefesini yuzumde hissediyordum belime sarilip basini gogsume koydu. Uyumustu ayakta arkadasi Zeynep gibi, ama o benim gogsumu secmisti uyumak icin.

Taksiciyle birlikte uzun ugraslar sonunda o nun ev adresini ogrenebilmistik, arkada yanyanaydik ucumuzde, bir omuzumda onun basi bir omuzumda Zeynep’in basi, sabahin cok erken mahmurlugundan dolayi bos olan yollarda hizli bir sekilde o nun evine gidiyorduk. Hayal etmeye calisiyordum, nasil bir evi var acaba,duvarlar ne renk, kedisi varmiydi? Ya kedi sevmiyorsa, o zaman ne olacakti ki? gibi , ama orada kalmayacaktim, benim gorevim onlari evin icine soktuktan sonra bitiyordu, hatta soforede gitmemesini soyleyip ayni taksiyle kendi evime gidecektim. Kalmam sorun degildi orda , ama sabah gergin bir ortam yaratilmasindan korkuyordum, uyaninca beni orda gormesi, aksama dair fazla hatirlayacagi bir sey olmayacak olmasi ve bu durumun onda nasil bir suphe yaratacak olmasi beni esas urkuten konuydu.

Soforunde benimde tam olarak anlamamis olmamiza ragmen , o nun verdigi adresin onunde durdugumuz apartman olduguna kanaat getirip indik hep beraber taksiden, sofore beklemesini onlari eve sokup hemen gelecegimmi soylesemde, inandiramadim onu– ”Abi sen parayi simdi ver bana, sizin is uzarsa beklemis olmiim ben bosu bosuna”dedi. Peki diyip odedim parasini. Onlar coktan apartmanin merdivenlerine yanyana oturmuslardi bile,– Bak bu dis kapi, bu da ic kapi, diyerek bana anhtarligini verdi. – Aslinda pencere acik olsa pencereden de girerdik ama acik degil , diyerek oturdugu dairenin hemen giris kapisinin yaninda oldugunu belli etmisti yarim yamalak bir Turkce’yle. Tamami metal olan kasap kapisi gibi sadece yuvarlak pancereli dis kapiyi actiktan sonra bir ayagimla kapinin kapanmasini onlemeye calisiyor bir yandan da onlari iceri cekmek icin yogun bir caba sarfediyordum. Iceri son giren Zeynep olmustu, ardindan kapanan dis kapi buyuk bir gurultu cikarmis, icimi gereksiz bir rahatsizlikla doldurmustu aniden. Neden korkuyordum ki, ya bi goren olursa korkusumuydu bu ? gorse ne olabilirdi ki? Evin kapisina ulasan uc basamagi hep beraber kol kola ciktiktan sonra kapiyi kisa bir ugras sonucunda acabilmistim. –Hadi bakalim ben gorevimi yaptim, sizi sag salim eve biraktim, abbas yolcu”,dedim.–”Oooo hayatta birakmayiz,bu gece burdasin” cevabi zeynep’den gelmisti. Ben ise bu cevabin ondan gelmesini bekliyordum, ne de olsa evin sahibi Zeynep degil oydu. Ama onda bu enerjinin olmayisi, yuzume bos bos bakmasindan belli oluyordu.– Yok ben gideyim”,dedim… takibinde onun o guzel sesiyle –”Kal yaa, yatarsin salonda, simdi zor araba filan bulmak, cevabiyla yine isitmisti icimi” –Peki, dedigimde ucumuzde evin icerisindeydik zaten.

–biz Zeybep’le icerde yatariz sende burda salonda, battaniye, yastik filan camin altindaki sandigin icinde, hadi iyi geceler.,dedi ve gitti Zeynep’in pesi sira.Iyi ya iste bende burda sabaha kadar kitap filan okurum, sabah olunca da ,onlari uyandirmadan cikarim, e o zaman ben ise de gitmiim bari, zaten kimse olmaz iste bugun.

Yatak odasinin isigi sonmustu, tek basima gecirecegim yalniz aksamlarima bir tane daha eklemek uzereydim,ama bu aksam listemde ozel bir yere sahip olacakti, uc bes gun evvel konusacak insan bulamayip Diyojen gibi dolanan ben bu sefer bir kizin evinde kaliyordum, tamamiyla yalniz degildim icerideki odada iki kiz yan yana yatiyordu ama yine de yalnizdim,super keyifli bir yalnizlikti bu seferki ama. Gozlerimle taramaya basladim salonu, karman corman bir salondu acikcasi, darmadagin, ahirdan hallice, ciftlik hayvani gibi kokan… temiz olsa aslinda buyuk ve ferah bir evdi. Boyle nasil yasayabilirdi ki bi insan,kafam almiyordu, kahve masasinin ustundeki corba kasesinde ne oldugunu bilmedigim ama uzun zamandir orada oldugu icindeki yemegin harran ovasi gibi catlak catlak olmasindan belliydi. Yaninda bir kahve kupasi belliki icinde kahve varken oraya konulmus ama zamanla kahve buharlasmis ve kupanin icinde kahvenin birakildigi zamanda ki seviyesini gosteren kahverengilik onunda orda cok uzun zamandir duruyor oldugunu isaret ediyordu. Istem disi bir hareketle aldim onlari kahve masasinin uzerinden, yemek masasinin uzerine biraktim, orada da gecen yazdan kalma gazeteler duruyordu,Bir iki tanede kisisel gelisim ile ilgili kitap. Salondan cikip mutfaga yoneldim, mutfak hemen giris kapsinin karsisinda ve belliki amaci disinda sikca kullanilan bir yerdi. Muhtemelen evdeki son tabak kirlenmis son catal kullanilmisti, cunku yer yer kagit tabaklara ve plastik catallara rastliyordum. Tekrar salona dondum, kirli olan herseyi toparlayip mutfak tezgahinda zar zor bulabildigim bos bir koseye biraktim. Lavabonun ici de heryer gibi icler acisi bir haldeydi,bir iki yil once alindigi ve inatla hala kullaniliyor olan bulasik sungerini bulup disari cikarttim lavabodan. Sicak suyu actim.Suyun sicaklasmasini beklerken temiz bulasiklari koyabilecegim bir yer bakiyordum,mutfak penceresinin hemen altinda duran elektirikli firin uyugun bir yerdi bu is icin, ustune buzdolabi ile tost makinesinin arasina sikistirilmis tepsiyi koyup coktan isinmis olan su ile once sungeri ardinda corba kasesini ve kahve kupasini yikadim. Daha sonra ocagin ustune birakilmis tavaya yoneldim,icinde kofte yapildigi ve yakildigi,yanan koftelerin parcalarinin hala tavanin dibine yapisik bir sekilde durmasindan belliydi. Icine biraz sicak su koyup yumusamasini beklerken, buldugum bir torbaya,kagit tabaklari,plastik catallari, bira kutularini dolduruyordum ve ben bayagi bayagi birinin evini temizliyordum. Mutfak kucuk ama kullanisli bir mutfakti, bolca tezgah olmasi burda yemek yapmanin kolay olabilecegini isaret ediyordu bana.Fakat su haliyle tezgah pek gorunmuyor, ne kadar cop atsamda sanki alttan yenileri geliyordu.Ikinci torbada dolmustu. Ucuncu torbaya, bos yumurta kartonlarini koyarken aklimdan gecen tek basina yasayan bir kizin evinde niye duzinelik dort tane bos yumurta kartonu olduguydu. Ucuncu torba neredeyse agzina kadar dolmustu, arada buldugum boslugada bos recel kavanozunu koyup dugumledim torbanin agzini. Tezgahin ustunde yer yer bosluklar olusmaya baslamis bu bana tarifi zor bir haz vermisti. Deliydim ben besbelli, temizlik yaparken inanilmaz bir zevk aliyordum. Tekrar lavaboya yoneldim iclerini sicak suyla doldurdurdugum her seyi tek tek sabunlayip durlayip firinin ustune koydugum tepsiye dizmeye basladim, alti bardak, sekiz tabak, uc tane kahve kupasi,iki tane corba kasesi ve sayamayacagim kadar cok catal bicak kasik. Tepsi dolmus temislerin geri kalanini lavabonun hemen yanindaki uzerinde kekik ekili olan saksinin bulundugu tezgaha dizmeye basladim.

Epey bir yol almistim,tezgahin sag tarafi tamamen bosalmis sol tarafdaki kucuk kisim ise temizlerle dolmustu.Simdide ocagin ustu rahatsiz etmisti beni, hic temizlenmedigi orjinalinde beyaz olan renginin kahverengiye donusmus olmasindan acikca belli oluyoru, beni en zorlayacak kismin bu olacagi bilinciyle, camasir suyu aramaya koyuldum, boyle inatci lekeler icin en iyi cozum sicak su ve camasir suyu karisimidir. Garip olan lavabonun altindaki dolapta camasir suyu ve karisik bir cok temizlik malzemesinin olmasiydi, cogunun agizlari daha hic acilmamisti. Bos bir kase cikarip icini bolca sicak su ve camasir suyu ile doldurdum. Ocagin ustundeki nihaleleri cikarip lavabonun icine biraktiktan sonra Tavla zarindan buyuk olan kurumus yemek parcalarini elimle toplayip onlarida nihalelerin oldugu lavaboya attim. Sungeri daldirdim sicak suyla karisik camasir suyuna. Basladim ovmaya ocagin ustunu.Inatciydi lekeler sahidende, terledigimi farkedip sag kolumun disi ile alnimdaki teri sildim. Bir sure sonra kirler yumusamis kolayca cikmaya baslamislardi, iyice son bir kez ovalayip ustu islak biraktim, dezenfekte olmasi amaciyla. Sicak suyu tekrar acip lavabonun icindeki nihaleleri teker teker yikamaya koyuldum. Cok kirli degildiler, bu demek oluyorki bu evde sulu yemek pek pismiyordu, yoksa o yemek bir gun muhakkak tasar ve nihaleleri de kirletirdi. Salona gidip eski bir gazete alip dondum mutfaga, etrafta mutfak bezi goremedigimden gazete kagidi kullanacaktim tezgahi ve ocagi kurlamak icin.

Mutfagin temizligini yarim yamalak da olsa bitirmistim. Yarim yamalak olmasinin sebebi,buzdolabinin icini firinin icini temizlemedigimden kaynaklaniyordu. Dayanamadim buzdolabini actim. Sasirtici bir sekilde temiz di dolabi ici, hatta paketi acilmamis ve vakti gecmemis tavuk kanadi, domates sogan maydanoz yesil biber bile vardi, belliki dun alisverise gidilmis ve bunlar alinmisti. Corba yapsamiydim acaba diye dusundum bir an. Ama gercektende cok ayip olurdu, zaten dayanamayip sormadan mutfagi temizlemistim,bir de tavuk suyuna corba yaparsam garip olabilirdi.Kapadim dolabin kapisini. Salona yoneldim.

Yer yer fotograflar vardi duvarda,zigon sehpanin uzerinde,kitaplikda.
Ne guzel , benim hic boyle resim koyma adetim olmamisti, cercevelerin cogu, icili bicili adlarini bilmedigim cizgi film karakterliyle susluydu. Yer yer yarisi yanmis mumlar , tutsuluk, bir de nedenini bilmiyorum ama karabiberlik duruyordu kitaplikta. Resimlerin birinde anne ve babasi oldugunu dusundugum insanlar vardi,tatli insanlara benziyorlardi, babasi beyaz sacli kir biyikli tiknaz biri annesi ise hafif topluca ama belliki gencliginde guzel olan bir kadinmis.bir digerinde sadece Zeynep ile ikisi, buda onlarin gercekten de iyi arkadas olduklarini gosteriyordu,hemen altinda ise elinde kobay faresi tutarken cekilmis kendi resimi. Onun yaninda ise dugun ya da ona benzer bir yerde cekilmis yine tek basina bir resim. Son resmin durudugu cerceveyi elime alip dikkatlice bakmaya basladim, uzerinde siyah beyaz bir elbise ayaginda yusek topuklu ayakkabilar omuzunda ise kucuk bir canta asiliydi, gece cekildigi ama cekmesini bilen biri tarafindan cekildigi acikca belli oluyor o guzel yuzu resimde de simsicak gulumsuyor, arkadaki abuk subuk dekorasyona ragnmen ,”ben buyum” der gibi bir butun olarak resmin tam ortasinda tek basina duruyordu. Cok guzeldi ve cok guzel guluyordu. Yerine biraktim cercevesi biraz alangirli olan resmi ve hemen yaninda yan duran bir kac kitaba goz atmaya basladim, hic tanimadigim yazarlar tarfindan yazilmis konulari hakkinda hic bir fikrimin olmadigi kitaplardi bunlar, birini cektim aradan, kitabin kapagi, bir nevi dogu felsefesi ya da bilinc alti ile ilgili oldugunu isaret ediyordu, kapakta Leonardo Da Vinci’nin Vitrivius Adami’na benzer bir adam , adamin karninda ise spiral bir sekil vardi , adamin prusya mavisi, spiralin ise magenta kirmizisi olmasi,bir iluzyon yaratiyor ve bakana spiral sanki donuyormus havasi veriyordu.Binlerce kez kullanilmis bir tasarimdi. neden bu kadar cok kullanilmis olmasina anlam veremeden biraktim hemen yerine.

Kitapligin altinda duran cekmecelere takildi gozlerim, biliyorum acmamam lazimdi ama dayanamayip actim sagdaki cekmeceyi. Elimi cekmecenin icine sokmadan once bir taradim gozlerimle, yuzeyde gorunenler, uno seti, uzerinde yaylabasi insaat yazan 2002 den kalma bir ajanda, bir iki kalem ve tek cami olmayan bir gunes gozluguydu. Arkayi cekmecegi tam acmadigim icin goremiyordum, hafiften cekerek biraz daha actim arkayida gorebilmek amaciyla,kucuk bir foto albumu duruyordu, hani su tamami plastik olanlardan, dikkatlice cikardim cekmeceden, kendimi anneanne evi karistiran bir cocuk gibi hissediyor ve bundan cok buyuk bir zevk aliyordum. Ama ayni zamanda da birinin ozel hayatina bu kadar pervahsizca girmis olmaktan az da olsa utaniyordum.

Elimde tuttugum albumun kapagini kaldirdigimda bir gurup resmiyle karsilastim, gozlerim resimde onu bulma cabasiyla resimdeki her yuzu analiz etmege calisiyorlardi. Bulmustum tam ortasindaydi resmin, sanki butun gurup onun cekim kuvvetindeymis gibi onun etrafinda toplanmisti. Ikinci resimde isi bir adamla birlikte resmi vardi, karli bir gunde cekilmis olan, ucuncu resimde yine ayni adam, arkeoloji muzesinin bahcesinde,dorduncu resim, ayni adam, Zeynep’de resimde bu sefer, besinci .altinci yedinci derken, daha fazla bakmama karari alip albumu yerine koydum. Kapadim cekmeceyi. Sebepsiz yere canim sikilmisti, kiskanclik desem kiskanclik degil, sinir desem sinir degil, oyle garip bir duyguya kapilmistim. L seklindeki koltuga oturup duvara bakmaya basladim.

Neydi simdi bu? nasil boyle gri bir duygu haline girmistim hemencecik. Kendime kiziyor, kendimi sacmaladigima ikna etmege ugrasiyordum. Iste simdi tamamen yalniz hissetmistim yine kendimi. Icimde bir zamansizlik olusmustu ve ben bu zamasizligin pesi sira, yine arkamda , onumde ustumde altimda olan hiclige dogru cekiliyordum kendi benligim tarafindan. Saat altiyi on geciyordu , ben ise bundan sonrasini sokaklarda yuruyerek gecirmek istiyordum. Herkezin Istanbul’u ile benim melankolik Istanbul’umu biryerlerde bulusturmak icin hemen disari cikmak o hayalimdeki bulusma noktasina ulasana kadar yurume arzusuydu su an icimde olan. Yapacaktim bunu, yuruyecektim benim istanbul’umda yuregimin ait oldugu saatlerde. Montumun cebinden bir sigara cikarip yaktim, ardindan pencereyi actim. icime cektigim ilk nefesi pencereden disari biraktim. Cok ama cok ”geceydi” disarisi, sanki gordugum en karanlik gece en agir bicimde bitiyordu. Karanlikta kendimi algilamakta zorlanip basimi sokak lambasina dogru kaldirdim. Soguktu disarisi, gunun agirmasina daha otuz dakika vardi, biliyordum gunesin ne zaman dogdugunu, cunki nice geceler tek basima evimin balkonunda karsilamistim onu,ama hic bir zaman tam olarak tahmin edemedim batis saatini. Bir kac sokak kopegi avarelik ediyordu bulundugum apartmanin bahcesinin onunde.

Gece tam bir geceydi, cok cekiciydi. Boyle geceleri ziyan etmemek , onu hasretini cektigi sabaha yuruyerek kavusturmak gerekirdi. Ortalarina gelmis sigarimi kolumu uzatip apartmanin dis duvarinda sondurup hemen oracikta duran saksiya biraktim. Pencereyi kapattim, perdeleri cektim. Perde perde karardi icim, Montumu alip isiklari sondurup ait oldugum dunya ya gece ile sabahin ilk aski yasadiklari zamana kavusmak icin ciktim disari.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s