Toz Kapli Evler ve Eski Istanbul’a Dair

Toz Kapli Evler

Kendi haline birakilmis, uvey evlat gibi uzaniyordu Balat’in o dar, inisli cikisli sokaklari onumde. Komur isi kokusu yerini coktan ,ahsap ile nafatalin kokusuna birakmis, sanki her an Balat’li Mison bir yerlerden cikip bana selam verecekmis gibi hissediyordum. Belime kadar fakirlige gomulmus gibiydim altlarindan gecerken iki cumba arasinda kurumaya birakilan renkli camasirlarin. Evlerin duvarlari olu yuzu gibi kerpic boyali, her duvarda o evden yada mahalleden askere giden birisinin ismi okunuyordu. Sokak aralari ise dunya’nin en sevimli cocuklari ve ev onlerin de oturan sen sakrak teyzeleri ile ”ilismeyin bize” der gibi sizi suclu hissettiriyordu. Gordugum her detay bana ici disi eski istanbul tadan incesaz’a ait Balat isimli sarkiyi hatirlatiyor, terkedilmisligin de guzel olabilecegini soyluyordu.

Kucuk bir bakkal bulup girdim iceri, topu topu dort metrekarelik bir dukkandi girdigim, yerden tavana kadar tikis tikis dolu raflari ile cocuklugumdan beri gormedigim ama gormekten son derece keyif aldigim bir suru seyi bana gercekustu bir tablo gibi sunmus, aslinda almam gereken seyi, ki sise suydu, bana unutturmustu. Gozlerim ipde asili semsiye cikolatalarda geziniyor, oradan kucuk yuvarlak plastik siselerde satilan renkli kolanyalara kayiyor, biraz ilerisinde duran renkli iki kucuk top ile siyah bir lastigin birlestirilmesiyle yapilmis sac tokalari ile damla sakizlari ise “alsana bizi” diye fisildiyorlardi sanki. Bakkal’in sahibinin benim bakkalin icini izlelmemden daha fazla bir ilgiyle beni izledigini biliyor onu cokda rahatsiz etmek istemiyordum. Bir sise su istedim, birde su kucuk kolanyalardan, turuncu renkli olanindan ama. Bir manasizlik yapmisim gibi bakmisti bana gozluklerinin ustunden, yerinde dogrulup kolunu hemen sagindaki yuksek raflarin ortasina goturup kolanyami verirken—Tutun kolanyasi bu , biliyon dimi? Demis benim verdigim—Evet, cevabi ile daha da bir sasirmisti. Parasini verip ciktim kucucuk dukkandan cebimde tutun kolanyam elimde sise suyum ile.

Ellerim cebimde, kimsenin beni faketmedigini dusunerek tirmaniyordum onumde kivrilan dik yokusu, Kizil Lise ise yokusun sonunda, birakin bu sehri bir kenara , sanki baska bir dunyanin parcasiymis gibi duruyor,bir asri gecmis tarihi ve kizil rengi ile butun halic’e kibirli bir sekilde tepeden bakiyordu. Sigara icmeyi planladigim arsada yapilan harfiyat calismasi orada sigara icme planimin degismesine neden olmus kendimi Eyup’e dogru hizli adimlarla inerken bulmustum. Arnavut kaldirimi yokuslardan inmek cikmaktan daha zordur, yer yer kalkmis parke taslari,olmayan derzleri varmis gibi yerlerinde kalmaya calisir, bastiginiz her adimla sizde “dustum dusucem” hissi uyandirir. Dikkatlice inerek ama etrafa bakmayi da ihmal etmeden devam ettim yurumege. Uzun zamandir bakmadigim telefonumu cikarip cebimden o hic gelmeyen mesajlara baktim bir ara tam da yolun oratsinda durarak. Yoktu mesaj. Beklemiyordum zaten ondan mesaj gelmesini,varsin gelmesindi.

Hepsi hikaye… deli gibi istiyordum aslinda ondan gelecek herhangi bir seyi. Yeterki o olsun icinde,onun yureginden ciksin gelsin.

Sakin bir sabah yasaniyordu Pierre Loti’de, o her zaman gormege alismis oldugumuz, arap turistler, bir masaya sekizli onlu oturup butun gun cay icip cekirdek citleten yasli teyzeler, havanin serin , sabahin erken olmasindan dolayi ortalikta gozukmuyorlardi. Kisir bir erik agaci vardir orda , hemen bahceye girince sagda tam teleferigin yolcu indirip bindirdigi yerin uzerinde duvar dibinde yasamakla olmek arasinda gidip gelen iste ben tam o kisir erik agacinin altindaki masaya oturmus Halic uzerinden cok cok uzaklarda gorunen residans denilen yuksek binalara bakiyordum. Hava iyice bulutlanmis yer yer gri yer yer beyaz olan bir alacalik kaplamisti gokyuzunu, gereksiz her seyi silen, her insanin benligini bilinmedik yerlere tasiyan ve hepimizi etkileyecek bir uzun yagmurun habercisiydiler onlar. Onume birakilan caydan bir yudum aldim masaya tabaginin yanina biraktim. Sigaramdan bir nefes aldiktan izmariti islattigimi farkedip gulumsedim, dudagimda kalan caydi islatan sigaramin izmaritini. Demistim ya olur olmaz hersey benim onume onun o guzel yuzunu cikariyordu, hatta su anda yanimda olsa ona kahve fali bile bakabilecegimi dusunuyordum. Uzerine cabuk sogusun diye yuzuk birakilmis ters fincani acip ona tek tek anlatabilirdim uc vakte kadar onu nelerin bekledigini kendimide araya hissettirmeden serpistirerek. Keske, olmadigi konusunda inat ettgimiz beklentilerimizede ”uc vakte kadar” cumlesi gibi cabuk ve kestirmeden ulasabilseydik, keske yalnizliklarimizda ”aaa tabagin cok ferah ama” cumlesi ile bir anda kaybolabilselerdi. Ve istediklerimiz hemen olsaydi ictigimiz kahvenin fincanini yikadiktan sonra. Bu kadar karmasik mi olmaliydi hersey. Bir yolu varmiydi hayati ogrenip pesisira yasamanin? Yoksa hayat sadece geriye bakip da gorduklerimizle ,ileride olabiliceklerin toplamindanmi ibaretti. Eger oyleyse o iki insanin tarihinin basladigi yer , onlar icin yeni bir hayatin baslangicimiydi. Ben ile o, biz oldugumuz zaman, ikimizde yeni bir hayatami sahip olacaktik. Yoksa sadece bize ait olan hayatlara misafir oyuncumu kabul etmekti yapacak oldugumuz. Buyuk bir acmazdi bu , sadece benim icin degil birbirlerini seven her iki insan icin, senelerdir var olani biri ugruna yikmanin zorlugu ve size ait olmayanin icinde misafir olmak duygusu , hepimizi ister istemez icguveysi durumuna sokuyor, nedense bunu cevremde bir tek ben dusunuyormus gibi duruyordum. Cayimdan son yudumumuda alip kalktim oturdugum masadan.Iyi gunler dileyip bana cay veren adama ayrildim kisir erik agacinin oldugu bahceden.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s