Sis, Beklemek ve Tekrar Bulusmak Uzerine

Mesaj

Gelen mesaja bakmak icin cikardim telefonumu. Zaten gereginden buyuk ve agirdi telefonum, bulundugu cebi asagiya dogru sarkitiyor durdugu cebin arkasinda sanki bir ur varmis gibi gozukmesine neden oluyordu. – Ben cikacagim birazdan isten. Sen nerdesin? Yaziyordu gelen mesajda. Kadikoy’de oldugumu yazdim. Keske ofis acik olsaydi da calisiyor olsaydim, bulusurduk yine iskelede diye hayiflanarak.– Iyi o zaman , bulusalim mi iskelede, alirmisin beni ordan?

Nasil hayir diyebilirdim ki. Bir anda yine butun cevrem civilcivil olmus sanki butun dunya bir kaleydeskop dan bakiyormusum gibi renk cumbusune donmustu.–Tabii ki de alirim ! Kacta olursun iskelede? Aslinda hic farketmezdi kacta orda olacagi, sabah dese bekleyebilirdim orda bi basima sabaha kadar, ama yine de gonlum bir an evvel olsun ama orda diyordu, cok belliydi, ozluyordum onu. Butun tenimi, heyecandan olsa gerek, bir urperme kaplamisti. Sasirtici bir tepkiydi vucudumun verdigi tepki benim icin, cunki ben ‘heyecan’ kavraminin eksikligini cokca yasamistim hayatimda, nadir olan heyecanlarim ise hep korku ile karisikti. Bu sefer ise mutlulukla karisik bir heyecan yasiyordum, hayatima birisinin girme ihitmaliydi beni boyle yapan –Saat 8 de olurum orda. Mesajina hemen –tamam, cevabini gonderip kapamistim konuyu. Cok mesajlasip konusalacak konulari bitirmek istemiyordum. Ne kadar garip aslinda, kirk milyon kadin yasiyordu bu ulkede, ben ise ilk defa onda bulmustum aradigim her ozelligin toplamini. O hep oradaydi aslinda, belki yuzlerce kez gormustuk birbirimizi bir yerlerde, farkinda olmadan bircok kez ayni vapurda yan yana gelmistik belkide kadikoy’e. Boyle bir algoritma yaratilabilirmiydi acaba, ayni sehrin, ayni ilcesinde yasayan iki birbirini tanimayan insanin farkinda olmadan yan yana kaca kere gelmis olabileceklerini hesaplamanin bir yolu varmiydi. Cok da karisik olmamaliydi bunu hesaplamak, lazim olan veriler , islerinin nerede oldugu, hangi toplu tasima araclarini tercih ettikler ve hangi saatlerde bu araclari kullandiklarindan ibaretti. Biz ayni vapurla , genel de ayni saatlerde ayne yere gidiyor ve donuyorduk, ben kendi adima bunu dort yildir yapiyordum onunda dort yil yaptigini dusunursek her is yilinda da ulkemizde genelde 238 is gunu oldugunu soylersek bu bize dort yilda 952 rakamini verir, bundan da yil basina 15 gunluk kisisel tatilleri cikarirsak, geriye 892 gun kalir. Yani biz bir sekilde 892 kere ayni vapurda gecmis olmaliydik. Bu gecislerin bir yerinde muhakkak bir kere de olsa yan yana olma ihtimalimizin olmasini dusunmek cok gercek disi olmuyordu o zaman. Peki daha once niye hic farkedememistim ben bu insani. O gun neydi o nu benim gozumde farkedilir yapan. Cok da onemli degildi aslinda o an icin o nu ozel kilanin ne oldugu. Bir sekilde yolumuz kesismis ve biz birbirimizi tanima sansi elde etmistik.

Sis cokmekteydi sehrin ustune, binlerce yillik tarihini sehrin, bembeyaz bir tul perde gibi kapliyordu , karsi yaka dan bu yakaya dogru. Olabildigince yalniz hissettiriyordu bana kendimi uzeri bembeyaz ortulu bu sehir su anda.

Uzeri kapli da olsa beyaz bir ortuyle, Istanbul hala cok guzel gorunuyordu gozume. Sanki koca bir sehir temeli yokmus , bulutlarin uzerindeymis gibi salina salina ” kacma , kacsanda gelicem yanina” der gibi agir agir yaklasiyordu benim oldugum yere dogru.

Sisti o, ortusu kalinlastikca yollari dar edendi. Gozlerinizi, yapmaya cesaret edemediginiz seyleri gozunuze sokarak yakandi. Dusunmek bile istemiyordum bir sis yuzunden o nu bu aksam gorememe ihtimalimin oldugunu. Nice vapur seferleri nice zamanlar ertelenmis, ve bazen ben bile ofiste sabahlamak zorunda kalmistim.

–sis?! Diye kisa ama ne demek istedigimi net anlatan bir mesaj attim.– ”Yerim oglum o sisi ben, motorla geliyorum”. Diye dimdik ayakta duran bir cumleyle karsilik vermisti cok kisa olan mesajima. Her dakika , her yazdigi, her soyledigi ile benim ustume su anda sehrin ustune cokmekte olan sis gibi cokuyor, beni daha da savunmasiz birakiyordu.

Bulundugum yerden istanbul, olmasi gerekenden daha nihilist bir siir gibi duruyor, aklima Turgenyev’u getiriyordu.

Yaratilisimin sebebini , kendisininde bir zamanlar sordugu ”o adam kalbinin yakınında olsun diye mi yaratılmıştı? sorusuyla anlamlandirmaya calisiyordum.

Hala vakit vardi bindigi motorun varmasina. Zift gibi zor akarken zaman buyuk de bir zitlik olusturuyordu yasadigim an ile mekanda. Bembeyaz bir sehrin ortasinda , zift karasini yasatiyordu bana ahesteligi ile.

Sehir masum du sisin altinda, hele sis sokak aralarina girdiginde daha da masum oluverirdi.

Ince bir zar gibi kapaldiginda sis butun sehri o masumiyetini korumak icin, herkes balkonlara cikar gormek isterdi o nadir cocuksulugunu istanbul’un.

Cok uzun surmez ama bu cocuksuluk ve dayanamaz yirtardi o zari,kurtulmak icin istemedigi masumiyetten, iste o an sehir yeniden pisliklere, picliklere,peskes cekenlere dogar, ama bazilarimizi o sisin icinde birakirdi. Gonulsuzce disari cikanlarimiz olursa, bicak yaralari olusurdu uzerlerinde, ve hemen geri donerlerdi aslinda hep ait olduklari sisli Istanbul’un daha yasanilasi gunlerine. Binbir farkli sekilde algilasakda sis’i, en guzeli gozun gozu gormedigi sistir, yaninda yurumekte olan insanin kadin ya da erkek oldugunu dusunmeden elini tutma ihtiyaci yaratan sis. Iste o insanlar , sis olsada olmasada hep zarin disinda ama sanki o ince koruyucu zarla kapliylarmis gibi yasayabilen mutlu insanlardir.

Cocuklugum geliyordu aklima hep nedense boyle sisli zamanlarda.

Babam ile iskelede vapur bekleyislerim, arada bir yaptigimiz bilgece konusmalar, onun yanimda sigara icmesi benimse icemememin verdigi istirap. Birlikte seyrederdik insanlari, bazen yirmi yirmibes dakika hic konusmadan.O gecmisine ait pismanliklarinin bende de vucud bulacagini biliyormus gibi bakardi yuzume ara ara, bense o zamanlar anlamlandiramazdim o bakislarin sebebini. Simdilerde donup de arkama baktigimda, tasidigimi farkediyorum baba yadigari pismanliklari sirtimda. Ama yine de ben evlat olarak onu gecememis, insanligin ilerlemesi icin elzem olan yeni neslin bir oncekinden daha iyi olmasi gerekir tezini gerceklestirememistim. O sorumluluklarini bilen , hayal kirikliklarini belli etmeyen bir insandi ben ise onunla kiyaslandiginda, sadece siradandim, her yerde olandim, arada kaynayanlardandim.

Aksam iteliyordu sisli kanini sehrin damarlarina, hava kararabilecegi kadar kararmis, bir sehir en uzel oldugu, ona en yakisan gecesine dogru kendinden emin adimlarla ilerliyordu. Parcalanan sis yerini baska bir ortuye birakmisti. Zaman, yine olmasi gibi umursamadan akmaya baslamis, butun cirkinlikler bir kac saatliginede olsa gunduzleri kezzap kokan Istanbul’u terketmisti.Hava kararmisti.

Bana onu getirecek olan motor ise tum bu ortulerin, kallesliklerin, inadina, bir ic sesi edasiyla belli ediyordu kendisini uzaktan.

Bir insan bile kendi ic sesini duymamazliktan geliyorsa , nasil beklenebilirdiki bir sehrin kendi ic sesini dinlemesi. Bir govde gosterisiydi sanki gozlerimin onunde olup biten. Etkilenmemis gozukmeye calissam da her gece ayni saskinlikla izliyordum bu sehrin o cekici fesadinin hepimizi icine cekisini.

Motor yanasmisti, sigarami bitirmeden attim. Birakmam gerektigini dusundum ama atarken. Ama son sigara dibine kadar icilmeliydi, oyle bir iki nefes alip da zebil edemezdin sigarayi, adam gibi bitirip oyle birakmaliydin. Iliskilerde oyleydi benim icin, yarida kesemezdin bir kapanis yapilmasi gerekir bitirmeden, hakkini vermek lazim ayriliginda , ayriliklar da en az asklar kadar onemlidir. Uzulmelisin ayridiginda, canin yanmali, etin kanamali. Kendini teslim olup vermistin ya hani o na, eger gozlerinde tuzlar birikmemisse aglamaktan , sen zaten icten vermemissindir verdigini dusundugunu.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s