Yaşli Amca, Piyango Bileti Ve Kabadayilar

Bulabildigim, denizi en iyi goren bir masaya oturabilmistim sonunda. Agaclarin dallari arasindan deniz bir meze tabagi gibi guzel gorunuyordu. Hava kristal bir vazo edasinda,parlak ve net, bana Istanbul’un en uc noktalarini selamlatiyordu Moda burnundan. Boyle guzel bir gunde cay ile sigaradan iyi ne olabilirdi ki? Ha, aksam olsa raki da iyi giderdi ama, yaninda bir iki meze ve dost muhabetiyle.

Ama yine de arkamdaki cocuk parkindan yukselen cocuk sesleri daha da bir guzel yapiyordu, zaten cok lezzetli olan meze tabagi gorunumunde ki manzarami.

Cikardim bir sigara,elimle yumusatmak icin , bas parmagim, isaret parmagim ve orta parmagim ile yuvarlamaya basladim yavasca, ama ne yaptigini ve ne kadar sure yapmasi gerektigini bilen bir insan gibi.

-Icme evladim su zikkimi ! dedi yanimdaki yasli amca yuzu bana degil denize donuk bir sekilde, belli ki izlemisti benim ve parmaklarimin sigarayla kurdugu iletisimi bir sure fakat cumleyi telafuz ederken yuzunu yine denize cevirmisti. Ses sanki gaipten geliyor hissi yaratsada en yakinimda ki masanin cok uzakta olusu sesin kaynaginin o oldugunu belli etmisti hemncecik bana, zaten yasli amcanin da bunu anlamis olmami umursamadigi pesi sira kurdugu cumleyle ayan beyan ortayadi.

-Piyango bileti aldim, amorti bile cikmadi, dedi hayiflanarak.

-Eskiden en azindan amorti cikardi.Artik o bile denk gelmiyor diye surdurdu hayflanmasini. Sirtindaki hafifce kanbur sanki eskiye olan ozlemiyle dolu bir heybe gibiydi. Ozledigi ama artik ulasamayacagini bildigi gecmisine oykunen.

Devam etti anlatmaya. Ben sormamistim bir sey ama o istiyordu anlatmak belli ki.

-Beyoglu’da Cuce Simon vardi eskiden, seyyar piyango satardi. Buyuk ikramiye bes milyon. Diye bagirirdi. Ne zaman denk gelsem bir bilet alirdim ondan, hic amorti kazanamadigim olmadi. Her zaman takim elbise ile dolasirdi, beyefendiydi. Simdi kalmadi boyle efendi seyyar saticilar. Hepsi at hirsizi gibi. Sen de icme su zikkimi artik diye bitirdi cumlesini.

Baska bir dunya ya aitmis gibi konusuyordu. Artik pek rastlayamadigim eskilerin deyimiyle Istanbul Turkcesi’ydi kullandigi. Onu dinlerken 1940 larda radyo tiyatrosu dinliyor gibi hissediyordum kendimi.

-Ne oldu Cuce Simon’a sonra ? Diye sordum. Gercekten de merak ediyordum ne oldugunu.

-Herkes tanirdi onu dedi ve devam etti anlatmaya. 1890 larin sonunda Izmit’te dogmus , rahmetli peder bey anlatmisti bana da, Ermeni bir ailenin tek cocuguymus. Musikiye meraki varmis ama kucucuk kollari izin vermemis tamburun uzun sapinda gezimesine, sonra Tan gazetesi’nde okumustum, tiyatro’ya baslamis,Gullu Agop Tiyatrosun’da oynanan “Leblebici Horhor”oyununda hatiri sayilir bir rol ustlenmis. Bundan da sikilmis olsa gerek ki sonra da piyangoculuk yapmaya baslamis olene kadar. Taksim’de yasardi esi Horepsime Hanim’la.

-Siz nasil bu kadar bilgi sahibi oldunuz peki Cuce Simon hakkinda ? Diye sordum. Rengarenk bir karakterdi cunki Cuce Simon, ve daha da renklendiriyordu istanbul’un zaten renkli olan o en guzel yillarini.

Soru sormus olmamdan zevk aldigini yuzune dusen o gencecik gulumsemeyle belli etti bana, sanki hep anlatmak istemisti ama kimse sormamisti ona Cuce Simon’u ya da sirtinda ki heybede tasidigi daha yuzlerce farkli insani.

O zamanlar, tanirdi herkes birbirini. Buyuktu Istanbul o zamanlar da ama bu kadar buyuk degildi. Her isin bir erbabi vardi. Piyango denilince mesela, akla ilk gelen Cuce Simon ile Uzun Omer’di, onunda piyango dukkani vardi Karakoy’de Ziraat Bankasi’nin hemen karsisinda. Velasil kelam,Cuce Simon 1966 senesinde evinin merdivenlerini cikarken kalp krizinden vefat etti. Uzun Omer’in vefaatindan tam on uc sene sonra. Meydan Nimet Abla’ya kaldi sonra, rahmetli tek atli at arabasiyla Taksim Karakoy arasinda gezer piyango satardi hanim haliyle, o zamanlar daha dukkan acmamisti.

Tane tane, su gibi berrak bir hafizaya sahip oldugunun ustune basa basa anlatiyordu Istanbul’un cingene bohcasi gibi renkli tarihini. Aklimda tutmaya calisiyordum verdigi tarihleri, isimleri ve mekanlari. Bir sekilde yazmaliydim yasli amcanin bana anlattiklarini.

-Siz bilmezsiniz ! Bir baskaydi o zaman Istanbul. Ayak takimi yoktu daha oratlikta, ama gercek kabadayilar vardi . Garibin, yetimin hakkini korurlardi. Şık Manol, Arap Husnu, Yamali Yorgi, Solak Ligor. Hepsi birbirini tanir, birbirlerinin mahallesine dadanmazlardi. Evsizleri , hastalari yaslilari, dullari korurlardi. Simdikiler gibi it kopuk takimi degildiler onlar. O zamanlar Rum ya da Ermeni ayrimi da yoktu. Turk, Rum, Arap, Ermeni bir suru kabadayi vardi ama en cok Rum’lardan ya da Ermeniler’den cikardi kabadayilar. Ait olduklari mahalleler onlari el ustunde tutardi onlarda mahallede sukunu saglarlardi. En cok korktuklari sey Kulhanbeyi sifatini yemekti ama.

Cunku kulhanbeyleri, gidecek yerleri olmadigindan hamam onlerinde ya da kulhanlikda uyuyan acemi kabadayilardi.

Hic bilmedigim bir istanbul gozumde siyah-beyaz bir film gibi akiyordu amcanin anlattiklariyla.

-Gec oldu ben gidiyim artik , sende icme su zikkimi ! deyip kalkti masasindan. Uzerindeki visne curugu kalin hirkasiyla parkta oynayan cocuklarin arasinda cocukluguna kavusmaya gider gibi kayboldu gozden.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s