Aşk üzerine… düzeltilmiş haliyle.

Soğuğun, tek başına da varolduğunu ispatlamak istercesine, yağmursuz ve rüzgarsiz, üzerinize kokusunu sildiği akşamlar vardir ya, iste öyle bir akşam bu aksam. Öbek öbek orda burda toplanmış bir sürü insan. Yüzler ifadeden yoksun değil tam manasıyla, ama keyiflide gözükmüyorlar. Şikayetci değillermiş  gibi dursalarda, o kadar belli ki aslında ”Lanet olsun, siçayim böyle hayatin icine” durumunda olduklari. Sakliyorlar. Kendilerinden bile saklıyorlar mutsuzluklarını. Hep hayalini kurduklari o sahnelerin hic birinin kendi hayatlarinda oynanmadigini görüp, aç kalinca kendi kuyrugunu kemiren fareler gibi,kendi etlerini kemiriyorlar. Ölme özgürlükleri de var halbuki, ama o kadar korkuyorlar ki  kendilerine öldüklerin de verilecek degerin farkina varamamaktan. Aslinda bir çoğu zaten bir ölüden bile daha ölü. Konuşmuyorlar, anlatmıyorlar, öylece tüketiyorlar hayatlarini bir gazetenin pazar eki gibi.
Kendileri gibi olupda ölme özgürlüklerini kullananlarada terbiyesizce” korkak onlar, kalıp mücadele etmeliydiler” diyebilecek kadar da nefret dolular aynı zamanda. 
Ben de korkarim ölümden, ama ara ara getiririm aklıma plansız baslangıcımı suni bir şekilde sonlandırmayi. Boyle durumlarda Andre Gide’nin o ruh dürten sözü gelir aklıma “ Yazmak. Yazmassam tek yol intihardır”.Bir mucadele kaygisi tasimadan, kendimi cok fazla kenara itmeden yazarim aklimdan gecenleri. Dürüstümdür yazarken, sebebi kendimi anlamak ve mutlu olabilmem icin gerekenleri kavrayabilmek amaci ile sadece kendime yazmam, baskalari okursa ne derler diye düşünmememden kaynaklanir. Binlerce sayfada, binlerce kez kendimi kendime anlatmaya calismis, her birinde aslinda bende vücud bulduğuna inanmadigim bir karakter özelligimle yüzlesmisimdir. Bencil oldugumun, korkak oldugumun farkina hep yazdiklarimi okuduktan sonra varmis ama yine de inatla bu özelliklerimi görmezden gelip kendime yalan söylediğimide yine bu yazdiklarimi okuduktan sonra fark etmisimdir. Ask denilen o ruh halini bunyesinde sirtindaki bicakmis gibi tasiyan bir insan oldugumuda yine zamani vaktinde yazdigim bir iki satiri okuduktan sonra anlamistim. ”Aşksizligimin sebebi kiskanc olamamamdir, gün gelecek ben kendime öğretecegim kıskanmayi”.Gercek aşk nedir diye sorsalar ama, verebilecek “aşk şudur budur” gibi mantikli bir cevabim yok, ya da daha dogrusu oyle şatafatli, ağdali ,süslü püslü bir cevabim yok, ama bende kafamda kendimce sekillendirebiliyorum aşki herkes gibi.
Biraz nefestir aşk her an derin derin icine çekmek istediğin demeyeceğim, anlamsizca şiirlendirmemek gerek düsündüklerimizi. Ama Tanri’nin verdigi cennet sozunu tutmasidir aşk , sevişmek icin yatmamak, ama yatinca dayanamayip sevişmektir biraz. Toplayip pılını pırtını, terkedebilmektir herseyi ve herkesi bu iki sessiz bir sesliden olusan tek hece ugruna, bazende gercekten terketmektir, terketmenin aci verecegini bilseniz bile. Birden fazla kisiyede aşik olunabilir muhakkak, ama sadece bir tanesi gercektir sadece birtanesi gercekten ruhunuza üflemistir, iste o en beyaz olandir.

Bunun yaninda cok sik olmasada bazen cok sevdigimiz nesnelere bile ucuzlaştirip bu kelimeyi ” aşigim ben o na” diyebiliriz. Tipki aşık oldugumuzu sandigimiz insanlar icin “aşıgim ben o na” dedigimiz gibi, ama o insan da digerleri gibi bir gun beyazligini yitirecek,parlamasini durduracaktir.
Ayri olsanizda unutamadiginiz, bir sozuyle hic birsey olmamis gibi yeniden baslayabileceginiz insan ise meydan okuyacak kafanizdaki bin bir turlu soruya ve ”ben hala burdayim bak”,hala bembeyaz” deyip sikip atacaktir benliginizi. Ben boyle bir aşki daha once hic tecrube edemedim.Tek bildigim yalniz oldugum, aşik hic olmadigim, Tanri tarafindan bana da verilmis olmasi gereken sözün bugune kadar nedense hic tutulmadigidir.
Itiraf etmem gerekirse ben bile tutamadim aslinda kendime karsi verdigim sozlerin cogunu. Cogu zaman inkar ettim, olmadi ustunu külle örttüm kendimle yaptigim sözlesmelerin. Sabaha gecer, deyip ustelemedim hic. Sabahlar oldu defalarca, gecmediler, buyuduler takildilar ruhumun bir kenarina.
Bircok kez aşik oldugumu zannedip kalp örselenmesi yasamisligimin oldugunu belirtmeme ise zaten gerek yok zannedersem. Tövbe etmisligimin, lanet olsun demis olmamim ise hic bir anlami yok, Pragmatik olandan uzaga kacmak ve benden daha deli, ama yaz yagmuru gibi otu boku islatip hemen kurumayacak bir ask istedigim,icinde ofke olmayan,kirginliklarin ise ” seni seviyorum” diyerek tedavi edilebilecegi bir ask. Bahar geldiginde pamuk yataklar gibi hallac edilip her sene hic eskimeden kullanilabilecegim bir ask, omurluk olsun, beni benden alsin kaybettirsin bana aklimi. Icim sallansin, karnim burulsun. Hepsi bu.
Oyle cok da masal kahramani gibi dusunmuyorum aslinda , ask denilen, o gayet super ama bittiginde cok pis can yakan duygunun bir görüşte olmayacagina inananlardanim ben.Kadinin senden ayrildiginda seni senden sokup almasi, o buyuk kalbin bir anda savas alanina donmesi ve ansizin,akabinde iliski biter bitmez bir enkaza dönüşmen, iste benimde beslendigim ve gizliden gizliye zevk aldigim taraflar bunlar aslinda. Ben aşkin acı olan tarifinida cok seviyor, onu bu yönüylede tatmak isitiyorum ya da istiyordum.
Ama dedim ya halâ bu firsati yakalayamamistim ve benim icin oyle bir duygunun var oldugundan bile suphe duymaya baslamis her gecen gun biraz daha ”tek basinalik vazgecilmez olan benim icin” duygusuna kapilmistim.
Bizler icin var olan, gordugumuz ve algilayabildigimiz nesneler degilmidir, en azindan quantum mekanikin bize ogrettigi bu degilmidir? Biz goruyorsak vardir, gormuyorsak yoktur.

Ne kadar bilimsel anlatilmaya calisilsada, siz ne kadar analitik dusunen biri olsanizda bildiginiz ve inandiginiz hersey bir anda hic beklemediginiz bir hizla degisebilir eger gercek aşk ile karsilasma sansi elde edersiniz. Gormediginize inanmaya baslar, uzakta olani hissedersiniz. Yalnizlik ve karamsarliktan dolayi uyuyamaz hale gelip uyku hapi alip ya da gereksiz yere cok icip uyumaya calisirdiniz ya o bile degisir hemencecik, uykusuzlugunuzun sebebi mutlulugunuz oluverir birden, çünki ilk defa gercek hayat, yasadiginiz o tarifi zor, renkli , sizi mutlu eden kacak rüyalarinizdan daha guzeldir. Benim durumum da tam olarak olmasada bu anlattiklarima benzer bir durum iste. Sadece isin uyku tarafi biraz farkli benim icin. Tek basima kalmisligimi ancak uyuyamadigim zamanlar da acimasizca elestirebildigimden uyumamayi tercih edenlerdenim ben, Evrenin ruhunun zaman olduguna inanirim, toz ise zamanin uykusudur benim icin, eskimis esyalari kaplar toz, eski evler hikayelerini toz ile örterler, toz aslinda bir battaniyedir onlari istemediklerinden koruyan, ama o bildigimiz temizlenince giden toz degil anlatmak istedigim.
Hani ne kadar silseniz de ,ne kadar cok ovalasaniz da orada kalan.Zamani ve mekani uyutan tozdan bahsediyorum.
Ben iste toz onlari uyuturken onlarin uyumasini seyretmeyi sevdigim icin uyumamayi seçenlerdenim.Uyku kacistir bir bakima, zamansiz bitirildiginde artik kacamayacagimiz icin bizi uzen, savunmasiz olsakda bizi o tatli gercek üstü kurgusu ile icine ceken bir kacis, bu yuzden cogu zaman hic istemeyiz bitmesini. Asklar da oylelerdir, ayni uykuda oldugumuz zamanlarda oldugu gibi, savunmasiz kosarken, beyaz bayrak sallariz asik oldugumuzda, teslim olusun en guzel, en gercek ustu halidir bizi saran. Yagmurda islanmamak icin kosar adimlarla siginacak bir yer arayipda bulamayinca, zaten iliklerimize kadar islanmis olmamizdan dolayi kosmayi siktir edip normal adimlarla yurumege baslayip yagmura teslim olmak gibi bir seydir.
Ask gidince, teslimiyet yerini kalp agrisina birakir, ya da kalp agrisi hep bizledir, ask gider o baki kalir.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s