Sakin gitme,daha söyleyeceklerim var.

Senelerdir taniyordum onu, en yakin oldugum , her animi bir sekilde paylastigim insandi o. Bir kadin ile erkegin duygusallasmadan, beklentisiz bir sekilde cok iyi arkadas olabilecegini kanitlamistik etrafimizdakilere. O benim kiz arkadaslarimi bilir, ben ise ona erkek arkadaslari hakkinda yorumlar yapardim. Yapisik ikizler gibi devamli yan yanaydik ve sikilmiyorduk birbirimizden. Eger ayni yere farkli zamanlarda gidiyorsak, ki cok nadir oluyordu bu, vardigim yerde gozlerim hemen onu ariyordu. Biribirimizin siginagiydik. Hic kimseye anlatamadigimiz sorunlarimizi sadece birbirimize anlatip, disarida bulamadigimiz o karsiliksiz sevgiyi birbirimizle telafi ediyorduk. Inanilmaz bir guven ile saygi daha da bagliyordu bizi birbirimize. Dugum olmustuk aslinda, kenetlenmistik. Evlerimiz bile o kadar yakindi ki, zaten yakin olabilmek icin ayni muhitte ev tutmustuk. O bana sabah sabah terlikleriyle gelir ben ise ona gecenin bir vaktinde pijamalarimla giderdim. Evlerimizin anahtarlarini vermistik birbirimize, davamli kalkip kapi acma derdi olmasin diye. Onu cok seviyordum, oda beni cok seviyordu. Beni her gordugunde avcuma origamiden yapilmis bir kus birakiyor, birakirken o kusu isaret ve orta parmagi ile avcuma bastiriyordu, kimi zaman bir kimi zaman iki kus, ama hep ayni kus. Yuzlercesi birikmisti , rengarenk, ruhu gibi zarif kuslarin. Aldigim her kusu digerlerinin yanina onlar icin tahsis ettigim ayakkabi kutusuna koyuyordum. Ara ara acip sayiyordum teker teker, 378 tane olmustu bile, benim icin zaman harciyor her bir kusu farkli renkde kagitlardan benim icin yapiyordu. Bana deger veriyordu. Bunu belli ediyor, ve bu belli etmenin beni mutlu ettigini biliyordu, benim ruhumu okuyandi o, icimi bilen, disimi yargilamayandi. Yanyana olup da hic konusmadigimiz bile olurdu bazen. Tavla oynarken dahi sessiz kaldigimiz nice zamanlar vardi. O beni yeniyordu , bundan inanilmaz bir zevk aliyor pis pis siritiyordu, sonra cebinden yine renkli kagittan yapilmis bir kus cikariyor ve o kusu yine isaret ve orta parmagi ile avucumun icine bastiriyordu.Yenilsem bile beni odullendiriyor,”bosver yenildin ama ezilmedin” dercesine beni mutlu ediyordu. Beni mutlu etmeyi cok iyi biliyor bu yetenegini mukemmel bir ustalikla kullaniyor benim varligimi varligi ile renklendiriyordu. Ruhunun guzelligi yuzune de vurmus bir sekilde kimi geceler benim yatigimda uyuyor, sabah olunca da beni kaldirmadan ayriliyordu evimden.

Zaman gectikce ona olan ilgimin arkadasliktan oteye gecmege basladigini farketmeye baslamistim. Inceden bir, onu cekici bulma durumu, onu begenme halleri, sacini basini kokusunu ozleme hisleri sarmisti icimi. Cok guzel guluyor, beni daha da esir ediyordu kendisine o gulusuyle. Zaman olmasi gerekenden cok daha hizli akiyor, benim ona olan arkadasca sevgim, “kadindan arkadas olmaz” lafini dogrularcasina aska donusuyordu. Bende ki bu degisim icimi daraltiyor, onun yaninda eskisi kadar mutlu olmama engel oluyor, sanki bir sir sakliyormusum hissi uyandiriyordu.Saat aksam ustune basmis 4 olmustu,” parka gidelim mi” diye bir mesaj geldi ondan. “gidelim “diye mesaj attim pesisira. Belki de artik zamani gelmisti ona , onun hakkinda neler hissettigimi soylememin, bu ilk deneyisim olacakti, ne kadar zor olabilrdi ki, daha once de nice kadina”seni seviyorum” demistim. Yine diyebilirdim. Evimizle park arasinda ki mesafe cok kisaydi, hatta neredeyse parkin icinde yasiyor gibiydik. Yokustan inerken onun onumden yurudugunu gordum. Belli etmeden onu takip eder gibi yurudum arkasindan. Orada oldugumu bilmiyor, sakin adimlarla ilerliyordu parka dogru. Once o girdi parka, arksindan da ben. Oturdugu banka yaklastigimda kocaman bir gulumsemeyle karsiladi beni. Nasil yapiyordu bunu hic anlamiyordum, beni her gordugunde sanki beni aylardir gormemis gibi ictenlikle gulumsuyor, kanimi cekiyordu. Oturdum yanina. Soylemeyi planladigim seyi soyleyebilmek icin gerekli olan o uzun nefesi alip tam lafa girecekken, kesti sozumu,” bu aksam sinemaya gidelimmi” diye gereksiz bir soru ile. “hayir” dedim biraz icerlemis bir sekilde. Yuzu asildi “yine adet donemindeyiz galiba”diye sitemle karisik bir serzeniste bulundu. Ona soylemegi planladigim seyi soylemek icin evden cikarken duyudugum arzu coktan yerini bir yenilgiye birakmisti bile.” alt katta oturan yasli teyze vardi ya” diye devam etti, “haftaya tasiniyormus, kizinin yanina gidiyormus, yemek masasini bana verebilecegini soyledi, yardim edermisin tasimama” diye sordugunda, her zaman ki gibi daha soru cumlesi bitmeden “evet” demistim bile. “super” o gece yarin hallederiz biz bu isi” deyip akabinde baska bir konuya atlamisti bile, ben ise onun gozlerine bakiyor, dudaklarini suzuyor, yuzuklerle dolu parmaklarinin guzelligi hakkinda kafamda bin bir turlu hkayeler yaziyordum. Ben bu kadina asik olmustum. Beynimi kalbimin icinde yitirdigimi farkediyordum, kalbim sanki yerinde degil tos pembe bir pamuk helvanin uzerinde atiyor, bana kelebekli ucmali duygular yasatiyordu

O ise beni en yakin arkadasi olarak goruyor, benimle ayni sayfa da olmadigini benimle konusma tarzindan belli ediyordu. Hala konusuyor, Haydarpasa garindan bahsediyor, ben ise o na “ benim en sevdigim istasyonumsun sen” demek istiyordum. Hic ayrilmayacagim istasyonum ol, ben hep seninle kalayim demek istiyordum. Rededilme korkusu ile cok sevdigim bir insani kaybetme korkusu birbirine karismis kafami allak bullak etmisti. “ ben eve gidicem dus alicam’ dedi, “ gel istersen 8 gibi, film izleriz” diye ekledi. “ben bu aksam camasir yikayacagim. Filmi yarin izleyelim “diye yalandan bozma bir cevap verdim. “pasa keyfin bilir canisi, ben evdeyim istersen” karsi cevabini veririken, sag avucuma yine renkli kagittan yapilmis bir kus birakti, birakirken de bastirdi o kusu isaret ve orta pamagi ile avcumun icine. “hadi konusuruz sonra” deyip ayrildi yanimdan. Pic gibi kalmistim avcumda kagittan bir kusla parkin kiyi kosesinde. Kendi zekam ve mantigim ile bu duygunun altindan kalkamayacagimi cok iyi biliyor, kendi kendime duygusal bir vebaya yakalanmamak icin icimdekileri o’nun yuzune ne zaman soyleyebilirim diye dusunuyordum.

Baktim oylece arkasindan, salina salina yaz sicagini yeksan eden Pazar aksami meltemi gibi yuruyusune, benden adim adim uzaklasisina. Baktigimi anlamis olacak ki dondu 30-35 metre sonra, opucuk gonderdi bana yine o iki parmagi ile adimlarini atmaya devam ederken. Ben ise onu sahiden opmek istiyor ona sarilmak icin can atiyor, sevisip onun yaninda uyanmak istiyordum. Bir omrum boyle gecsin di. Ben ona, o bana, hakikat olalim, her gun yeniden dogalim her gece yine birlikte sifiri tuketip ter icinde iki kasik olup sarilalim. Susalim, konusalim, kavga edelim, ne varsa hayata dair birlikte ama asiklar gibi yapalim.

Ben de kalktim bir iki dakika sonra arkasindan. Hava yer yer kararmis, agaclarin arasindan sizan gunes yerini bir kizilliga birakmisti. Parkda ruhum gibi karaya caliyordu bu aksam. Sonbahar’in ilk gunu, aksam serinligini “gelisimin serefine” der gibi vermisdi sehire, gonlumun efendisi mevsim, Yansımaların dinlemeye doyulmayan şarkısı gibi basliyordu bugun.

Nasil soylesem de, o nu sevgili olarak kazanamasam bile arkadas olarak kaybetmesem. Degirmen tasi agirliginda bir yuk gibi tasiyordum cevaplayamadigim bu sorunun yukunu. Varmiydi bunu sihirli bir yolu, bir insanin bir insana olan arkadasca sevgisi aska donusurse ve rededilirse, arkadaslik hala yasatilabilirmiydi. Yoksa her rededilis arkasinda bir arkadasligin da yitirilmesi gercekliginimi barindirirdi ?

Ne boktan bir sorunmus diye ic gecirdim yuruken, aklima onun ileride olabilecek erkek arkadaslari geliyor, eskiden o na verdigim tavsiyelerin yerini kiskancliga birakcagini ozumsuyordum. Dayanabilrmiyidim ki ben onu bir baskasi ile gormeye. Evlenirde beni dugunune cagirirsa ya; ya da cocuguna benim ismimi verirse. “Yuh yani” durumuna dusermiydim ki acaba ?

Apartmanin kapisina vardigimin bile farkinda olmadan oylece duruyordum uzun zaman once islevini yirtmis bir sokak lambasi gibi ,“ Tolga ! Evladim ? Iyimisin” sesiyle istem disi bir irkilmeyle arkama dondum, Soruyu soran ust katimda yasayan Hatice Teyzey’di.

“iyiyim Hatice teyzem, bi sey dusunuyordum, sen nasilsin? Varmi bir ihtiyacin” derken elindeki paketleri almis ve onun arkasindan merdivenleri cikmaya baslamistim.

“sen de bi evlenmedin be evladim,tohuma kacican artik” evlende bebek sevelim biraz yahu” deyip ve Zeynep’in adini da zikrederek icerisinde yeni yeni yaralar acilan yuregimi daha da dagladi. “ Hatice teyze , o benim arkadasim,bize nikah dusmez” dedimse de onun “ fesubanallah !!! arkadasin ya evladim , amca kizi degil ya, nikah duser, hem de cok guzel duser” atagi ile susmak zorunda kaldim. Oturdugu dairenin onune geldigimizde ona bir daha ki sefere birseye ihtiyaci oldugunda bana soylemesini boyle agir paketlerle aksam aksam etrafda gezinmemesini tembihledim. Bana sicacik gulumsedi. “gel sana bi kahve yapayim, bir de fal bakayim” deyip beni kolumdan tutup iceri cekti apar topar

“ e madem oyle iceyip bir aci kahveni deyip girdim iceri.

Defalarca gelmistim bu eve, ama her seferinde bu bilindik yasli teyze kokusunu sanki ilk kez duyuyormus gibi sasiriyordum. Neydi kaynagi 70 yas ustu teyzelerin evlerinde olan bu gizemli kokunun kaynagi, vucudlarimi salgiliyordu bu naftalin ile yemek kokusu karisimini animsatan aromayi.

Yoksa gecen seneler bir cesit zaman lekesimi birakiyordu onlarin yasadiklari mekana. Salonun hemen sag tarafinda ki koltuga oturdum.

Oturdugum yerden Rasim amcanin asik suratli resmini butun netligi ile gorebiliyordum, paspartusu sararmis resimden bana, bu evde bulunmamdan rahatsiz olmus gibi, “kalk oradan orasi benim yerim” der bakiyordu. Kiskancmiydi acaba o da benim gibi ? Resmin hemen altindaki Laleli Studyosu yazisi bile butun netiligi ile okunabiliyordu, resim cok eski olmaliydi, 1960 lar filan, resmin kenarlari o zamanlar cok populer olan tirtikli bir sekilde kesilmis, belli ki Rasim amca bu resim icin en guzel lacilerini cekmisti uzerine belkide kahverengi, kimbilir.

Asik suratlimiydi hayattayken bilmiyorum ama ciddi bir insan oldugu belliydi. En azindan duvardaki resiminden anlasilan buydu.

“rahmetli cok gulmezdi” dedi elinde kahvelerle iceri giren Hatice teyze ve devam etti…

“ cok fazla durumumuz yoktu, 1955 senesinin sonbarinda cekildi bu resim, Rasim amcanin giyecek bir takim elbisesi yoktu, onun icin dukkanda ki hazir takimlardan birini giymisti, lacivert eski bir takimdi, 4-5 beden de buyuk, resimde gorunmuyor ama ceketinin kollari butun ellerini parmak uclarina kadar kapamisti” Bu resimde 31 yasinda Rasim amcan, Gumrukdeki is basvurusu icin cektirmisti bu resmi. En iyi fotografhane dedikleri icin burdan taaa Laleli’ye gitmistik beraber bu resmi cektirebilmek icin. Ama ise de alinmisti haaa” diye anlatti resmin hikayesini kisaca, kahvelerimiz yudumlarken, “ sende vardir, ver bi sigara tellendirelim bi tane deyip gulmeye basladi, onun icin bir sigara cikartip paketinden yanina yaklastim yakmak icin. Sigarayi yer yer kirmizi ruj izlerinin hala baki oldugu dudaklarinin arasina goturup elimdeki cakmaga dogru egdi kucuk basini. Ilk nefesi icine cekmedi. Yerime gecip ben de bir sigara yaktim.

” eeee anlat bakalim su zeynep’i” diye merakli bir sekilde sordu gecenin ilk sorusunu.

“hatice teyze biz cok yakin arkadasiz ya, senin zannettigin gibi degil vallahi”

“ben bisey zannetmedim ayol, o senin husnu kuruntun” ben sadece anlat dedim o kadar”

Yahu disaridan belli mi oluyordu benim Zeynep”e asik oldugum? Daha ben bile yeni farkina varmistim bu kulfetin halbu ki, Hatice teyze anladigina gore belki Zeynep’de anlamistir o zaman diye kucuk cevaplar veriyordum kendi kendime sordugum coktan secmeli sorulara.

“Hadi kapat finacanini da bi fal bakiim sana”

“peki” deyip kapattim fincanimi, uc kere cevirdim sagdan sola dogru, yatirdim yanimdaki kucuk fiskos masasinin uzerine. Hatice teyze ise ayaklanmis iceri gitmisti telasli bir sekilde.

Yine yalniz kalmistim Rasim amcanin asik suratli simasiyla. Nedensiz bir sekilde urkuyordum bu adamin resmi ile yalniz kalmaktan, her an resimden cikip Allah yaratti demeden dalacakmis gibi bakiyordu gozlerimin en derin yerine, resim cekilirken objektife bakiyor olmasinda dolayi siz odanin icerisinde nereye oturusaniz oturun hep sizi izliyormus hissi veriyordu.

Ellinde agzi kapali plastik bir kap ve bir albumle geri geldi Hatice teyze.

“ bu corba sana, dun yapmisitim, bana cok bu da senin icin,dis kirasi” dedi birakti odanin ortasinda ki sehpanin uzerine ici corba dolu plastik kabi.

“Gel yanima otur, bak sana neler gostericem” dediginde sesinde ki bayram cocugu heyecani oylesine belli oluyordu ki, sanki gozumu kapasam 7 yasinda afacan bir kiz ile konusuyormusum hissine kapilacakmisim gibi cinliyordu neseli heyecanli sesi kulagimda.

Kirisik elleri ile acti uzerinde yaldizdan yapilmis kocaman bir tavus kusu resmi olan koyu yesil renkli albumu, once mumlu bi kagit cikti ortaya hemen arkasindan ise , siyah beyaz bir aile resmi.

“bak bu benim, ortada ki”

Gozlerinin ici guluyordu resimde ki kucuk kiz cocugunun, insanalar bu kadar degismelimiydi? Yaslanmak niye vardi ki? Resimde ki kiz cocuguna yapilan bir haksizlik degilmiydi yaslanmak,ya da hepimize. Yasam adi altinda bize verilen odul icin neden yaslanarak ve olerek bir bedel odememiz gerekiyordu?

“ bu hatriladigim ilk resmim benim, uc gun oncesinden baslamistim heyecanlanmaya, hic makine gormedimki daha once” bu sagdaki abim Ismail, Soldaki ise ablam Rukiye. Bu butun ailenin cektirdigi ilk resim , sene 1941 Beyoglun’da cekilmisti bu resim Opera Fotografhanesinde.

Anlatirken, beni resmin icine cekiyor daha cok soru sorma arzusu yaratiyordu bende onun bu heyecanli tavirlari.

Orada mi oturuyordunuz ? Diye sordum

“Firuzaga’daydi evimiz, iki katli kagir bir evdi, ben evlenene kadar oradaydik, hepimiz evlenince annemler Amasya’ya yerlesti, orda da rahmetli oldular zaten. Aslen oraliyiz biz, istanbul’a ben 2 yasindayken goc etmisler bizimkiler, ama oyle sadece benim ailem degil, bir iki ay ara ile butun sulale tasinmis istanbul’a, kimi sutluce’ye kimi sariyer’e bizde firuzaga’ya.

Resimler onumde siyah beyaz bir Yesilcam filmi gibi akiyor, guzel kadinlar, janti erkekler, balolar bana Cumhuriyetin ikinci on yilindan seyretmesi mukemmel bir solen gibi geliyordu. Hatice teyzem’in kiyafetleri, grup halinde cekilen fotograflar, cazbant, edilen danslar, smokinler, hep bir agizdan “biz eskiden daha guzeldik, ne oldu bize” isimli bir Turkiye tarihi dokumanteri gibi sayfa sayfa kayiyordu gozlerimin onunden. Bosuna degil, o yasta olan insanlar daha bir icerliyordu vatan dedigimiz topragin bugun icinde bulundugu duruma.

“ hadi ver bakalim fincanini, bakayim falina”

uzatirken ona fincani, inanmasam da fala, korkuyordum falimda zeynep’in cikmasindan, kotu cikmasindan, uc vakitlerin uzamasindan, ya da hic gelmemesinden.

“Veysel Karani’nin ruhuna degsin de bakiim” diye komut verdi bana. Anlamamistim ne demek istedigini

“ hadi ama ! de ki ciksin falin, Veysel Karani’nin ruhuna degsin”

Tekrar ettim bana soylenmesi icin israr edilen cumleyi

“veysel karani’nin ruhuna degsin”

“ e oyleyse neyse halin o ciksin falin” diyerek basladi kirisik elindeki kucuk cini motifli ucuz fincandan falimi okumaya.

“ ay cok kabarmis senin yuregin be evladim, icine atmissin sen herseyi… goz goz olmus butun fincan ama bu oyle cok uzun zamandir olmamis , yeni yeni baslamis sanki”

Isaret parmagi ile fincanin icindeki baskin kara bir lekeyi bana gosterip ekledi hemen

“ baksana yaaa, atma evladim icine bu kadar, onu acik bu fincanin, soyle, soylemek istedigini, soylemek istedigine”

Ciddi ciddi atiyorda tutturuyormuydu yoksa bu kadin bir nevi evliyamiydi ? Ya da ben sahiden de cok mu belli ediyordum derdimi disari ?

“ uc vakte kadar acilacak onun, bitecek sikintilarin, bak balik cikmis burda, para demektir balik ya da iyi sans” “ hem de kocaman bir balik bu, Karadeniz’in serininden, Marmara’nin derininden cikmis gibi kocaman bir talih var senin onunde, falida ici gibi guzel evladim. Uzme kendini , bak benim fallarim cikar.

“Hadi bi suya cek de fincani ciksin falin, diyerek bana uzatti fincani, mutfaga dogru yuruken ben seslendi arkamdan, oyle ovalamana gerek yok, suya ceksen yeter.”

Salona dondugumde, tesekkur ettim fal icin, izin istedim eve gitmek uzere, elime ici corba dolu plastik kabi tutustururken “dis kirani unutma” dedi.

Iyi aksamlar dileyip ciktim kapidan. Bir alt kata inip kendi kapimi acip iceri girdim. Elimdeki corbayi dolaba koyduktan sonra , cebimdeki renkli kagittan zeynep’in yaptigi kusu digerlerinin yanina ayakkabi kutusuna biraktim.

Salona pikabimin yanina gelip pikaba Cem Karaca plagi koydum, isiklari kistim. Evin icinde Cem Karaca’nin demir izi gibi keskin sesi Namus Belasi”ni soyluyordu. Telefonumu yemek masasina birakip

uclu koltuga uzandim. Gozlerimi kapadim. Aklimda Zeynep’in sureti, burnumda ise kokusu vardi hala. Onunla yarin konusmam gerektigini biliyordum, sadece bilmekle de kalmiyor bunu gercekten de cok istiyordum. Bu is uzamamaliydi artik, ne olacaksa olsundu , bu sir, sir olmamali, bilinmeliydi. Bitecekse aramizda ki hersey varsin bitsindi.

Kaybetmek degildi ki bu…Bu bir kazanma sansiydi bana verilen. Ve ben bu sansi iyi kullanmaliydim. Gozlerim kapaniyordu. Gozlerim bana Zeynep’i gosterebilmek icin, beni, benim bile bilmedigim bir karanliga surukluyor ben ise bu karanliga gonullu adimlarla kosarcasina yuruyordum.

Sabah saat 7 gibi uyandigim’da uzerimde bir battaniye, masanin usutunde ise peynirli pogaca ve renkli kagittan yapilmis ir kus vardi. Zeynep gelmis beni uyandirmamis, ustumu ortup gitmisti. Cay suyu koydum, bir sigara yaktim, balkonun kapisini acip ilk dumani disari saldim. Iceri girip telefonumu aldim elime, “geldim, cok guzel uyuyordun kiyamadim uyandirmaya” “pogaca aldim sana, umarim sogumadan uyanirsin, optum seni kocaman, aksam gorusuruz”

Cayi demledim, elimdeki sigarayi lavaboda sondurup cop torbasina attiktan sonra , bana getirilen pogacadan bir isirik aldim, hala sicakdi, ikimizinde en sevdigi firin olan “Beyaz Firindan” alinmisti pogacalar, bol peynirli az maydanozlu.

Cay koydum kendime, oturdum masaya elimde cep telefonumla,

“aksama corba var bende , gelde birlikte icelim, ekmek de al ama,bi de salata yapariz yanina, offf”

diye mesaj attim Zeynep’e.

Bir yudum aldim cayimdan, bir de kocaman oksuz doyuran cinsten isirik pogacamdan. Ikisini karistirdim agzimda, asik ettim cay ile pogacami birbirlerine. Onlar yerlerini bulduklarinda, mesaj gelmisti bile Zeynep’den

“ne corbasi”

“bilmiyorum”

“nasil bilmiyon ya? Sen yapmadin mi corbayi?”

“yoo, hatice teyze verdi”

“ee baksana oglum ne corbasi, menuyu bilmem lazim eger geleceksem”

mutfaga gittim dolabi acip cikardim dun aksam koydugum kabi disari, ezo gelin gibi biseydi, anlamamistim ama tam olarak, tekrar yerine koyup, masaya dondum

“ezo gelin galiba, mercimek de olabilir ama”

“yav ne adamsin ya, tatsaydin ya parmaginin ucuyla, neyse ikisinide severim ben” 7 gibi sendeyim”

“tamam” diye cevap attim.

Masanin uzerindeki kusuda dunku kus gibi ayakkabi kutusuna koydum. Ayakkabilarimi giyip,disari ciktim. Hic birsey yapasim yoktu bugun aslinda. Ne yazmak geliyordu icimden ne de okumak. Moda’ya dogru yurumeye basladim. Klaptanci sokaktan saga dondum. Eski kiz arkadasimin oturdugu apartmanin onunden gecip caddeye ciktim. Bir tekel bayiinin vitrininde asili dergilerden birini satin alip devam ettim yurumeye. Ali Usta’nin ordan Bahce’ye giden yol uzerinde guneslenen bir kediyle birbirimize bir iki dakika simardiktan sonra yeniden Bahce’ye yoneldim. Her zaman oturdugum bolumde ki masalardan birine denizi en iyi gorenine oturdum.

Bu caybahcesinde bu bolum cok onemliydi benim icin, aslinda bu bolum butun Kadikoy’luler icin cok onemliydi, onunde agac olmadigi icin deniz bir tek bu bolumden butun ihtisamiyla gorunur insani, hele birde hava guzelse mest ederdi. Aksam ustleri hafta sonlari bu bolumde yer bulmak imkansizdi. Hatta insanlar, muduriyete caktirmadan gizlice bu bolumde yer tutup satarlar diye rivayet bile olunurdu ara ara. Ama bugun hafta ici olamasindan dolayi bir de sabahin erken olmasininda etkisiyle butun bolum bombostu.

Henuz istemedigim halde cayip gelmisti bile. Bir sigara cikardim, iki seker attim cayima, havada petrikor kokusu ile yosun kokusu karisik bir koku. Derinledim kokuyu icime , taaa icime ama.

Bir yudum aldim cayimdan, dergimin ilk sayfasini actim.

Okumadan once hizli hizli acip goz atma adetim vardir dergilere, okuma kismina , goz atma kismi bitince baslarim hep, boyle bir kisisel gelenegimdir bu benim. Cok severim dergileri, hele hele guzel hazirlanmis, icerisinde okunacak seyler barindiran dergilere bayilirim.

Bu dergi de oyle bir dergiydi. Her sayisinda okunacak iyi bir iki yazi muhakkak cikiyordu. Gozum Oguz Atay’in resminden, Ayten Alpman”in resmine kaymis, oradanda karsi sayfada tum sayfanin kendisine ayrilmis olmasindan oturu zengin bir yetim gibi duran Henry Miller’a siyrilmisti. Ayten Alpman ile Oguz Atay’in kapi komsusu olsa da Turkce bilmemesi Henry Miller’da bir huzun yaratmis olmali ki bu huzun onun hakkinda yazilan yaziya referans olan resminede yansimis gibiydi. Henry Miller yuzume uzgun uzgun bakiyor, ben ise nedense kendimi suclu hissediyordum elimdeki dergide yolunu kaybetmis bir turist gibi oylece mahcup durmasindan dolayi.

Ikinci yudumumu da alip tellendirdim sigarami Hatice teyzenin degimiyle. Bir diger sayfaya gectim. Cumhuriyet donemi balolari ile meknanlardan bahseden bir yaziydi bu, okunmasi gereken bir yazi diye dusunerek akil notu aldim hemen.

Mesaj gelmisti ben sayfalara goz ucuyla bakarken.

“ yaa once su masayi tasiyalim sonra sana gidelim mi”

“tamam, sen eve gelince bana mesaj at”

“tmm”

Ikinci cayimi soylemis Ayten Alpman hakkinda ki yaziyi okumaya baslamistim. -muhteşem yorum gücüne, caz renginde ki sesine rağmen popülerliği 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ile başlayan sanatçı. – deniliyordu yazinin girisinde. Halbu ki ben onu” soyle buldun mu?” adli sarkisiyla tanimistim. Simdiler de bir cok abuk subuk filmle ozdeslesmis olsa da benim o sarkiyla ilk tanismam mahallemizde bakkal dukkani olan Cermuhan Abi sayesinde olmustu. Uc Hureller’i , Mogollar’i hep ayni adamdan ogrenmis, muzik de secici olmanin keyfine biraz da Cermuhan abi sayesinde ulasmistim.

Gozlerim satirlari soldan saga takip ededururlarken, aklim hala Zeynep’deydi. Keske o da burda olsaydi, yine yan yana otursak, laflasak diye dusundum. Aksama gorecek oldugumu bilmem bile beni onunla su an icinde yan yana olma istegimden azad edemiyordu.

Masaya iki cay parasindan fazlaca bir para birakip kalktim yerimden.Geldigim yoldan tekrar yuruyerek carsi icine vardigimda, terlemis ve susamistim. Beyaz Firin hemen sag yanimda kaliyor, beni susam kokusu ile karisik sicak sut aromasi ile iceri davet ediyordu, dayanamadim yine girdim iceri, 4 tane peynirli pogaca bir de bir paket kandil simiti aldim. Kesme tas yoldan yukari eve dogru cikmaya basladim. Sagimda solumda esnaf muhabbetleri, cay icenler, tavla oynayanlar… Ne onlar bana bakiyordu, ne ben onlari suzuyordum. Ama hep birlikte carsi icinde, ama sanki baska bir dunyada yasiyor gibiydik, iste bu duyguda sadece Kadikoy’de buyuyenlerin anlayabilecegi bir duyguydu.

Eve varmis, aldiklarimi mutfaga birakmis ve etrafi biraz toparlamaya baslamistim. Uzun zamandir el degmeyen evime gelecek olan insanin , neredeyse her gun burada olmasina ragmen, nedense bu sefer sanki ilk defa benim evime gelecekmis gibi bir his vardi icimde.

—————————————–

6:30 olmustu saat, aksam sefalarinin acma saatini bir saat kadar gecmisti, evimin oldugu yokus, pembe ve mor renklere burunmus, bir gecelik sefayi, her gece ayni saatte yasar gibi icimi isitmisti yine.

Mesaj geldi tam o sirada

” yoldayim, onbes dakika sonra benim evde bulaslim mi?”

” tamam”

Ayakkabilarimi giyerken, bu aksam o na icimde kalan seyi nasil soyleyecegimin planini yapmaya calisiyordum. Direk soylemeliydim, dallandirip budaklandirmadan, ne hissediyorsam kusmaliydim ona. O da anlayisli bir insandi, beni anlayacak bana, “bende seni seviyorum” diyecekti, bu kadar kolay di aslinda bu is, iki insanin ortak gelecegi benim iki dudagimin arasindan cikacak iki kelimeye bakiyordu. Aslinda tum insanligin gelecegi hep bu iki kelime arasinda gidip geliyor, cekilen butun acilar yine hep, bu iki kelimeden olusan en basit ama en derin cumlenin yeteri kadar sik kullanilmamasindan kaynaklaniyordu.

Tig isi gibi karmasik gorunse de , cok siradan bir seydi yapmak istedigim, bir derdim vardi, ve bunu soylemeliydim.

Zeynep’in evine vardigimda o da yolun kosesinde belirmis, yine her zaman ki gibi ayni anda ayni mekanda olmustuk. O kocaman gulumseyisi ile sarildi boynuma..

“ozlemisim seni yaa” dedi

“ben de seni ozledim kuzum”

“hadi alalim su masayida, gidelim sana bir an once, cok acim valla”

O onden bense hemen arkasindan cikiyorduk aprtmanin olmasi gerekenden daha dar yapilmis merdivenlerinden.

Uzerinde 5 yazan kapinin onunde durup

“burasi” dedi

Daha kapiyi calmadan, acilmisti kapi. Gulec yuzlu yasli bir teyzeydi kapidaki, iceriden gelen naftalin kokusu ile karisik yemek kokusundan olusan aroma bana yine 70 yas ustu teyzelerin hepsinin evinin ayni koktugunu hatirlatmis, nedensiz bir bicimde bu koku yine benim icimi rahatlatmisti.

“gelin cocuklar, icerde salonda masa”

“ Cok tesekkur ederim Saliha teyze, vallahi cok makbule gecti”

“rice ederim guzel kizim, benim ‘yeni gelin’ evime giren ilk esyaydi, kiyamadim vallahi atmaya, bir ise yarasin, daha cok yillar kullanilir, evladiyelik dediklerinden”

Masanin uzerinde duran birkac esyayi dikkatlice hemen yaninda duran bufenin uzerine birakip gozlerimle tarttim masayi, oyle eften puften ikea masalari gibi degil bildigin ciddi bir isciligi olan ceviz ya da meseden yapilmis bir masaydi onumde duran, eski zaman ustalarinin zerafeti kenarindaki ve ayaklarindaki suslemelerden belli oluyor, sadece kilogram olarak degil ayni zamanda karakter olarakda agirim ben der gibi duruyordu elden cikariliyor olmasina aldirmadan.

Zeynep’e donup,

“ yapabilecekmisin, bayagi agir bir masaya benziyor bu” diye sordum

“yaparim tabiiki oglum, en azindan deneriz, topu topu bir kat asagi inecegiz”

“peki o zaman, hadi bakalim” deyip ona masayi yan yatirmamiz gerektigini soyledim, keza masa normal pozisyonunda kapidan gecemeyecek kadar buyukdu.

Ikimiz ayni anda masanin sag koselerinden kaldirip yatirdik “ana gemi” buyuklugunde ki mobilyayi yana dogru.

“ Saliha teyze, paspas ya da kullanmadiginiz bir ortu gibi birsey varmi acaba, altina koyup ceksek kapiya kadar, boylece saga sola da carpmamis oluruz” diye sordum evin sahibesine.

“ var oglum , dur bekle getiriim hemen” deyip salon kapisi ile yana yatik masanin arasindan kendini ittire ittire gecip iceri dogru gitti.

“al oglum”

bana uzattigi, hani eski zaman ev hanimlarinin kullanilmis kadin corablarindan yaptiklari paspaslardandi, paspasi masanin benim tarafimin altina sokup cekmeye basladim, Zeynep oylece duruyor, hic birsey yapmiyordu, birsey demedim ama, asagiya kadar da tasiyacagimi dusunmuyor herhalde diye serzeniste bulundum icimden.

“ben napiim Tolgam?”

“ valla hic sormayacaksin sandim di, sen it ben de cekeyim, kapiya geldigimizde dur ama, ki esikten atlatalim”

“Tamam”

O itiyor ben cekiyor, on santim on santim kapiya yaklasiyorduk. Buraya kadar her sey olmasi gibi oluyor , masa bizi fazla zorlamiyordu, ama asagi kata inisimiz boyle kolay olmayacakti elbette ki. Kapiya geldigimizde Zeynep’e durmasini soyledim, masanin altindaki pasapasi alip kapinin esigine serdim ve masanin benim tarafini kaldirip esigin uzerine biraktim.

“hadi, simdi sen yine it, ben de cekeyim”

“Tamam” deyip itmeye basladi yine, benimle ayni anda yapmasi masanin kapi disina hemencecik cikmasini saglamis , ve benim gozumu korkutan kisim bir anda onumde belirmisti.

“Zeynep sen simdi su paspasi al ve kendi tarafinin altina koy, sonrada masayi sola dogru it” dedim

Dedigimi hizli bir sekilde yapip masayi sola dogru ittiginde, masanin benim tarafi merdivenin tam ucunda denk gelmisti.

“ simdi ben altta olucam ve masayi tasiyacagim, sen de yukaridan masanin uzerime dusmesini onlemek icin tutacaksin, tamam mi ?”

O masayi tutuyor ben ise masanin serbest dususunden yararlanarak kontrollu bir sekilde asagi kaymasini sagliyordum, aslina bakacak olursak, cok da zor olmuyordu, sandigimdan da kolay bir sekilde hallediyorduk bu “ana gemi” buyuklugunde ki mobilyayi tasimayi.

Masanin benim tarafimdaki ucu Zeynep’in kapisinin onunde diger ucu ise iki kat arasindaki merdivenin tam ortasinda duruyordu, masa tam 8 basamak uzunlugundaydi, cebimden anahtari cikarip kapiyi actim ve Zeynep’e masanin ayaginda asili olan paspasi bana atmasini soyledim, gelen paspasi masanin altina serip zeynep’ e yavasca itmesini soyledim, masanin bendeki ucu zeynep’in evine girmis fazlada birsey kalmamisti bu tasimacilik isinin sonlanmasina.

Ite ceke en sonunda butun masayi eve sokmayi basarmistik. Hizlica Zeynep’in tarafina gecip, masayi nereye istedigini sordum Hemen pencerenin yanina , diye cevap verdi, belliki dun aksamdan bosaltmisti orayi, masayi gosterdigi yere dogru iterek getirip, onunda yardimiyla tekrar kullanma pozisyonuna soktuk. Butun ihtisamiyla duruyordu masa olmasi gereken yerde artik.

Yanima hizli adimlarla gelip sarildi boynuma

“cok tesekkur ederim, sensiz imkani yok yapamazdim bunu”

“rica ederim, gorevimiz” cevabini verdigimde, sag avcumu eline alip icine mavi kagittan yapilmis kusu birakti, birakirken isaret ve orta parmagi ile yine bastirdi kusu avcumun icine.

“sikilmadin dimi bu kuslari yapmaktan”

“yooo, senin icin yapiyorum, bir gun hepsini toplayip sergilersin, beni hatirlarsin”

“ niye seni hatirlamam gerekiyor ki ? Bir yere mi gidiyorsun?”

“yooo ben hep burdayim, yaaa sadece bu benim sevgi gosterme yolum, niye elestiriyorsun ki, ben hoslaniyorum bu kuslari yapip sana vermeyi, ne var bunda ?”

“ yok bisey kuzum, bende atmiyorum biriktiriyorum hepsini, 380 tane civarinda olmuslar”

“ aferin, atma tabii, bir gun lazim olabilirler”

Ikimizde hafiften gerilmistik, elimi omuzuna koyup, yemegi nerde yemek istedigini sordum.

“sende yiyelim”

“olur” deyip ciktik birlikte kapidan.

Artik zamaniydi, o na soylemek istedigim seyi soylemenin.

“zeynep ! Benim sana bir sey soylemem lazim”

“dur konuya girmeden, surdan bir sigara alayim”

Arkasindan bakiyordum yine, o bakkala dogru yonlenirken. Icerde 2 ya da 3 dakika kalip cikti elinde bir paket sigara ile.

“ bu aksam yemegi sen sectin filmide ben seceyim olurmu ?” diye sordugunda , yavas yavas anlamaya basliyordum onun bu kacamak hallerinin sebebini, o , benim ona asik oldugumu biliyor, ama bunu duyup da arkadasligimizi katletmek istemediginden, devamli lafi ceviriyor, kaciyordu. Cok da zor degil di bunu anlamak, bir erkek bir kadina “ sana bir sey soylemek istiyorum” dediginde kadin herseyi birakip erkegi dinlemeliydi, tersi bir durumda ise erkek isi gucu birakip kadini dinlemeliydi. Sigara almanin zamani degil di bu, eger bu cumleye verilen karsilik “dur bi paket sigara aliim da oyle soyle” olursa, bunda ki anlam gayet acikti.

Hic konusmadan yuruyorduk, evin onune geldik, basamaklari cikiyor ama hala bir kelime bile etmiyorduk birbirimize. Ikimizde biliyorduk benim ne soyleyecegimi, ama ikmizde farkli seyler istiyorduk belli ki. Eve gidigimizde ben mutfaga girip corbayi tencerede isitmaya baslatim, yanima gelip ekmegi dilimlemeye basladiginda hala sustuk pustuk ikimizde. Iki tane corba kasesi ile, iki tane kasik koyup tezgahin uzerine, once onun kasesini doldurdum sonra da kendiminkini. Ikisinin uzerine de nane serpttim, onunkine bir de ayrica pul biber attim biraz, o corbayi aci seviyordu cunki. Salona gectik beraber, uzun suredir evli ama nedense bugun dargin olan bir cift gibiydi halimiz.

Yanyana ama cok uzak bir sekilde oturuyorduk uclu koltugumda. O onundeki sehpada duran bilgisayarimdan film sitelerinde geziniyor bir yanda da bakmadan, doke saca corbasini icmeye calisiyordu.

Soylemeyecektim, cevabi almistim ben, en azindan ben oyle anlamistim, zaten soyleyesimde kalmamisti hic, Belki de en iyisi budur, belki de o haklidir, bu hic soylenmemelidir diye aklimda kara sorular, zor cikarimlarla corbami isteksizce icmeye basladim.

“bunu izleyelim mi?”

“olur” dedim

Hemen baslatti filmi. Iki ayaginida altina alip her zaman ki gibi yarim yamalak bana yaslanarak basladi filmin akan yazilarini okumaya. En sevdigim de buydu zaten, o, filmin yazilarini okurken cok hafif bir sekilde mirildaniyor ben ise o nun o anda hangi satiri okudugunu duydugum kisik miriltilarin yardimiyla bulmaya calisiyordum. Cok keyif aliyordum bundan.
“ guzelmis bu film, oyle duydum ben” dedi heyecanla

“gorecegiz” diye savsak bir cevap verdim.

Birlikte basladik filmi izlemeye, benim hafiften gozlerim kapaniyor, ama ayni zamanda da filmi bitirmek istiyordum. Koltukta kaykilip basimi onun dizlerine koydum. Hic istifini bozmadan gozu filmdeydi, ben ise oldugum yerden onun yuzune daha dogrusu cenesine bakiyordum.

“oglum film bende oynamiyo, bak orda oynuyo” deyip puskurtmustu bakislarimi. Kafami yana cevirip televizyona bakmaya basladim anlamsizca, hersey cok anlamsiz geliyordu bana icinde bulundugum bu an icinde. Oyle uyuya kalmisim kucaginda Zeynep’in. Gecenin bir yarisi uyandigimda ki saat aslinda sabah 5 di, o bulasiklari yikamis, ustumu ortup gitmisti bile, ama unutmamis, bu sefer kirmizi kagittan yapilmis bir kusu yine masama birakmisti. Tekrar koltuga uzanip uyudum, artik bu konuyu dillendimeyecegime soz vererek kendime.

—————————————-

Bugun dogum gunumdu benim, pek sevmesemde kutlamasini dogumgunlerini bugun birseyler yapmaliyim kendim icin diye dusundum. Kahvalti, sonrada gidip o cok sevdigim Dual marka pikabi alirim kendime. Onu eve getiririm , sonrada karsiya gecer Zeynep’le bulusurum, Planim basit ama beni mutlu edecek cinsdendi.

Cay suyu koyup, bir sigara yaktim, bilgisayarim karisina gecip gazeteleri taradim biraz, Ankara’da teror saldirisi, 16 kisi olmus. Icim daraliyor, bu ulkeyi bu hale getiren her insan evladinin anasina bacisina sovuyordum her saldirda ve sair gunlerde. Kufur etmek artik cogumuz icin fazlasiyla normal olan bir davranis bicimi halini almis , ulkece cinnetin kenarinda yasiyorduk. Ama en agrima gidende , boyle trajik haberin hemen pesi sira gelen magazin haberleriydi, “Falanca kadin kisi Tarabyada’ki villasinin kapilarini ilk kez bize acti”, “ filancalar, nisantasin’da elele yakalandilar”…Ne olursa olsun bir turlu kurtalamiyorduk bu televole kivamindaki hayat tarzimizdan, manasiz bir sekilde tuketiyorduk kendimizi de ulkeyide. Aslinda bir cogumuz duruma uzuluyor, fakat korkudanmidir, basiret baglanmasimidir, bilinmez ulkeyi klavye basinda kurtarmaya calisiyorduk, evet nasil olduysa Geziruhu denen bir ivme, bir sekilde yakalanmis ama o da sonuca ulassamadan alev iken kora , kor iken kule bir hafta icinde hizlica donusmustu. Ulke’yi yabanci guc odaklarinin bolmek istedigi fikri genel bir inanc halini almis , oysa ki biz kendi aramizda coktan bolunmustuk.Hak hukuk adalet esitlik ozgurluk kavramlari birer birer hayatimizdan cikarilmis, ulke camura seneler once batmisti bile.
Kapadim bilgisayarimi, ayakkabilarimi giyip ciktim eveden neredeyse kosar adimlarla. 

1.Bölümün Sonu 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s