Sakın gitme, daha söyleyeceklerim var. 2.Bölüm

Zeynep’e attigim mesajlarin hic birisine cevap gelmemisti henuz, oysa ki hic atlamazdi dogum gunumu. Ben umursamazdim kendi dogum gunlerimi ama o muhakkak yanimda olurdu. E arada bir herkes unutabilirdi, bu da herhalde oyle “arada bir”lerden birisiydi. Eve getirdigim Dual marka pikabimda calan sarki Echoes, elimde cigaram, onumde rakim…

Hic sevmedigim dogum gunlerinin kendime ait olanini kendi basima, bir milyon olmak uzere olan kafamla kutluyordum. Raki ile Ot yan yana cok guzel, sevisgen bir lezzet yaratiyordu hem agzimda hem aksamimda. Neyi ne amaçla yaptığını sana sorgulatmayan kafasi var ya otun zaten iste bende ona asiktim. Kirmadan once kucuk el nargilemi, su haznesine, su yerine raki koyup icer, agzima dolan dumanin anason tatmasi olayina herseferinde sanki ilk kez tadiyormusum gibi sasirirdim. Yarin gidip bir el nargilesi alayim. Olmayacak boyle.

Derin bir nefes aldim, tuttum bir iki saniye cigerlerimde, sonra saldim disari agzimdan ve burun deliklerimden ayni anda, sari renkli agir bir duman, icimden sokup aldigi sirlarimla cikti disari. Bir yudum raki aldim hemen arkasindan, onuda cevirip agizimin icinde biraz, yuttum sonra.

Ne guzel olmustu hersey yine. Aslinda insanlik bir ot cekimi uzaklikta bir mesafedeydi huzurlu bir gelecekten. Kopardim cigaranin ucunu, sonra devam etmek icin biraktim sehpamin uzerinde ki ot kutusunun icine. Bir sigara yaktim… en guzel sigaralar sevisme sonrasinda icilenlerdir denir ya, bok yemis onu diyenler, en guzel sigara otun arkasindan icilen sigaradir. Hafif hafif icinize dolar duman, bir oncekinin ayak izlerini siler gibi girer cigerinize, sonra geldigi renkde hissettirmeden cikar disari.

Kulagima gelen muzik cektigim otun etkisiyle daha da bir anlam kazanmis tum ruhum kanimda ki ot , ve kulagimdaki muzik ile yerden 2 metre kadar yuksekte tul bir perde gibi dolaniyordu salonun icerisinde.

The echo of a distant tide
Comes will-owing across the sand
And everything is green and submarine

——————————

Yari acik gozlerim icerinin karanligina alismis olsalarda, karsimda duran insanin kim oldugunu cikaramamistim.

“dogum gunu cocugumuz, gununu ot ve raki ile mi geciriyormus?”

Soruyu soran Zeynep’di, yine atlamamis, dogum gunumde yine yanimda olmayi basarmisti. Ne vakit girmisti iceri, ben niye duymamistim geldigini?

“evet” dedim.

Yanima oturup sag elime sari renkli bir kus birakmis, birakirken yine her zaman ki gibi isaret ve orta parmagi ile bastirmisti avucuma.

“ dogum gunun kutlu olsun, ne iyi etmiste dogurmus anan seni” deyip yanagimdan optu.

Yuzune gozlerimi kirpmadan bakiyordum, sezinlemis bir sey oldugunu ama sormaya cekiniyordu.

“niye veriyorsun ki bu kuslari bana devamli?’ diye sordum, gozlerimi hala kirpmamistim.

“rahatsiz mi ediyorlar seni?”

“ hayir ama niye veriyorsun? Anlami ne bu origami kuslarin, niye bastiriyorsun isaret ve orta parmaginla avcumun icine?”

“bir anlami yok, sadece rahatlatiyor beni kucuk kagitlari katlayip kus sekline getirmek, tesbih cekmek gibi birsey, atmaya da kiyamiyorum, sana veriyorum”

“niye kendi evinde biriktirmiyorsun?”

“eeee, sen de cok soru sordun ama, vermem bir daha istemiyorsan”

“istememek degil, sadece merak ediyorum, bir anlami olup olmadiklarini”

“bir anlami yok,sedece yapmasini ve sana vermesini seviyorum o kadar… Dardi bu konu beni biraz”

“Daralma, yapmaya ve vermeye devam et, hosuma gidiyorlar” dedim.

Iki elini dizlerinin uzerine koyup dikeldi ayaga, mutfaga dogru yurumeye basladi.

“kahve yapicam sen de istiyormusun?” diye sordu.

“evet lutfen” deyip, pikaba baska bir plak koymak icin kalktim yerimden.

“Shostakovich valz no2’yi koyarmisin, benim icin”

Sasirmitim gelen istek uzerine, nerden biliyordu ki bu Shostakovich’i? Daha once hic duymamistim klasik muzik dinledigini.

Parmaklarimi klasik plaklarin oldugu sol tarafa dogru plaklarin uzerinde kaydirarak goturdum. En onde duruyordu Shostakovich, uzun zaman dinlememistim halbuki.

“hey, sen ben yokken plaklarimi mi dinliyorsun?” diye nabiz yokladigimda, aldigim cevap “belki” olmustu. Bunu soylerken sadece kafasini mutfak kapisindan uzatmis, yuzume , yakalanmis olmanin verdigi mahcuplukla ama yine de gulerek bakmisti.

Hosuma gidiyordu onun bana sormadan evime girmesi, ama plaklarim konusunda biraz hassas bir kisilige sahibim. Umarim cizilmemistir diyerek cikartip kontrol ettim plagimi, neyse ki cizik yoktu uzerinde.

Sesi mutfakadan boguk bir sekilde geliyor ama yine de anlasiliyordu ne dedigi.

“biliyomusun neden sectim o plagi? Iki sebebi var, birincisi, adamin ismi cok guzel, ikincisi adam ayni Harry Potter yaaa, hahahahah”

Hic aklima gelmemisti Shostakovich’in Harry Potter’a benzedigi, ama sahiden de benziyordu biraz, gulumsedim kendi kendimi, tuhaf bir mutluluk duyumsamitim icimde, en sevdigim kompozitorlerden birinin, onun tarafindan sadece Harry Potter’a benzedigi icin secilmis olmasindan dolayi.

Tekrar bagirdi mutfaktan.

“bu valz no2 var ya, super bir muzik ! Bana neden dinletmiyormusun boyle muzikler hic ?”

“bilmiyordum ki senin klasik muzigi sevmeye basladigini”

“artik seviyorum, onu caldiktan sonra da senin en sevdigin parcayi cal benim icin olurmu?”

gulumseyerek “olur dedim.

Plagi disk’in uzerine koyup, igneyi elimle dikkatlice biraktim donmekte olan plagin uzerine, bunu otomatik de yapabilrdim ama ben elimle koymasini seviyordum, ayni babamin yaptigi gibi… bir iki kucuk cizirti gelmisti elbette ki ama zaten bu degilmiydi ki plak dinlemenin keyfi.

Butun evi devrim sonrasi Rusya sesi kaplamis, bu muzik bende laklip dans etme istegi uyandirmisti

Salona girerken elinde kahvelerle, dayanamamis dans etmeye baslamisti bile o, kim dayanabilirdi ki boyle bir muzikle oturmaya, bu muzik sadece su an icin guzel degildi, bu muzik devrim sonrasi yokluk ceken, ve bir halkin gelecege umutla bakmasini saglayan bir sihirdi. Bir ulkede boyle muzikler yapabilen insanlar varsa hala, umut etmek ne kadar ertelenebilirdi ki. Kahveyi elime verip kahvesiyle birlikte plaklarin oldugu kitapligin yanina gitti. O guzel incecik parmaklariyla plaklari teker teker zarif bir sekilde yana devirip inceliyordu, Icim bir tuhaf olmustu yine, en sevdigim kadin cok sevdigim bir muzisyenle birlikte benim evimde benim dogum gunumde birlikteydi. Ruhum kizil, kalbim mavi, aklim ise Zeynep’di.

“sen en cok hangi besteciyi seviyorsun?” diye sordu.

“cok ayirmam, ama Rus bestecilerine karsi bir zaafim var.”

“ne calmami istersin peki?”

Boyle bir anda sorulunca aklima gelmemisti ne dinlemek istedigim, Bach cal dedim. Air-Orkestra Suit No3’u istiyorum.

Bach isimini her plagin yana devirilisinden sonra kendi kendine tekrarliyor, parmaklari, beni istedigim muzige ulastirabilmek icin dikkatlice plaklari ayiriyordu,

“ hah, buldum iste” deyip bana gosterdi

“cik, o degil,”

“e Bach iste bu”

“ evet ama benim istedigim plak o degil”

Yine mirildanarak donmustu plaklarin basina, bu sefer de Air, air, air diye kendi kendine konusarak ariyordu benim istedigim plagi.

“ ahanda buldum ! Vallahi buldum” diyerek bana gosterdi plagi heyecanla.

“ evet” No3’u cal bana”

Plagin arkasina bakip, no3’un nerede oldugunu bulduktan sonra, kafasi karismis bir yuz ifadesiyle yuzume bakti bir an, pur dikkat o nu izliyordum. Biraz fazla gerilmis olacaktim ki, anlayip, “korkma oglum, cizmeyiz plagini” dedi.

“yahu cizmeyiz dedim ama nerden bilicem No3’un nerde basladigini?”

“Plagin ustune dikkatlice bak, her parlak cizgi, ki genelde bir-iki santimde bir gorulurler, bir sarki araligini belli eder”

yerimden kalkmadan seyrediyordum onun acik kalp ameliyati yapar gibi dikkatli ve keyifle bu isi yapmasini.

“eee buldum, ama oraya cizmeden nasil koyacagim igneyi”

“once obur plagi bi zahmet dikkatlice kabina koyman lazim ama, bunu yapmak icinde kolun en arkasinda kucuk bir kolcuk var, onu kendine cek, boylelikle kol plakdan ayrilacak ”

“aaa biliyodum ben boyle bir ozelligi oldugunu bu zamazingolarin…tamam, cektim”

Devrim rengi gibi kizil olan muzik susmus yerini bizim sesimize birakmisti.

Bir onceki plagi , izleniyor olmaninda verdigi etkiyle fazlasiyla dikkatlice bir sekil de kabina geri sokmustu.

“simdi kolu, no3’un baslama yerini belli eden parlak kismin ustune getir…simdi motoru calistir ve o kucuk kolcugu geri it”

“yippi, yaptim len”

Ben yokken plaklarimi manuel de degistirdigini dusunerek stres olmustum biraz, o gittiginde hepsini teker teker kontrol etmeliydim diye yine bir akil notu aldim. Tam o sirada zaten yerinde olan keyfim Bach’in muhtesem muzigi ile daha da yerine gelmisti.

“aaa biliyorum ben bunu ki” dediginde, yine o heyecan, yine o kocaman gulumseme kaplamisti guzel yuzunu,

“sen niye cok seviyorusun ki plaklari? Ilhan amca’danmi kaynaklaniyor bu merakin sebebi?”

“evet, Dual marka pikap sevmem de o yuzden, resim yapmam, klasik muzik dinlemem de hep o adamin sayesinde”

“raki’yida unutmamak lazim ama dimi?”

“hahahaha, evet rakiyida babam yuzunden seviyorum galiba”

Calan muzik ikimizide gevsetmisti, ikimizde cok mutluyduk, televizyon denen o antin kuntin alet calismiyor, biz iki yetiskin gibi konusup muzik dinliyorduk.

O masada oturuyor ben ise koltukta.

“ Gelsene yanima sana birsey ogretcem, bu senin dogum gunu hediyen olacak”

Yaninadaki sandalyeye oturdum, cebinden iki tane kare seklinde kesilmis kagit cikardi.

“Sana o kuslari nasil yaptigimi ogreticem, boylelikle sende bana yaparsin”

Bana hangi rengi istedigimi sorup benden sari cevabini alinca, sanki inat olsun diye sariyi kendi alip bana yesili vermisti. Hem gicik olup hem nasil mutlu olabilmistim bilmiyorum ama onun bu sevimli gicik etmeleri benim cok hosuma gidiyordu.

“ simdi hem ogreticem, hem de sana bu kuslarin ne amacla yapildiklarini anlatacagim”

Gozlerim olabildigince acilmis, alnimdaki butun kaslar gerilmisti.

“ ya o kadar sasirma, cok da onemli bir anlami yok aslinda, ama guzel bir gelenek, teee Japonya’lardan hemde”

“hadi bakalim o zaman” deyip basladim beklemeye.

“efenim, bu kuslar, aslinda cok eski bir japon gelenegi, ismi “senbazuru” bizdeki agaca caput baglamak gibi birsey, soyle yapiliyor, 40 tane ipe her ipte 25 tane olacak sekilde diziliyor kuslar, ama bu oyle cok kolay bir is degil, mesagatli ve zaman alan bir is, eger 1000 tane yaparsan dilegin gerceklesiyor, simdi ilk olarak kagidimizin beyaz kismi bize donuk olarak masaya koyuyoruz ve tam ortasindan katiliyoruz sonra….”

Ellerine bakiyor ve yaptiklarini ayni onun yaptigi gibi yapiyordum. Onumuzde ki kagitlar cok sacma bir sekil almis olsalarda sonunda kus olacaklarini biliyor, ama bir an once sonuca ulasmak icin sabirsizlaniyordum.

devam etti anlatmaya, kagidin sagini solunu katlarken,

“ eskiden sadece yeni evlilere bol sans ve huzur getirsin diye yapilip dugunlerinde hediye edilirmis, sonralari, cocuk isteyenler, saglik isteyenler, yani kisacasi bir seyi cok isteyenlerde yapmaya baslamis”

“ eee sen niye yapiyorsun?, cok istedigin bir seymi var?” diye sordugumda ise hic dusunmeden

“hayir ben sadece beni rahatlattigi icin yapiyorum, sana ogretmemin sebebi ise, hani cok istedigin birsey varsa yap da, gerceklessin dilegin diye”

“senin yaptiklarinin uzerine yapmaya devam etsem olurmu?”

“hayir, kendi kendine yardim almadan bin tane yapman lazim”

15 kez filan katlamistik onumzde ki kagitlari, bazen katliyor, iz belli edip tekrar aciyorduk son katladigimizi yeri, ama henuz bana verdigi kuslarla yakindan uzaktan alakasi yoktu onumde duran sekilsiz kagidin.

“origami sabir isidir oglum, daralma hemen, guzel seyler icin mucadele etmek, sabirli olmak, ve istemek lazim, bu senin ilk dersin olsun, bunu ezberle once, bin tane yap, sonra sana kuyrugunu cekince kanat cirpan kus yapmasininda ogreticem”

Mavi renkde ojeli tirnaklariyla eziyordu katladigi yerleri, arada da goz ucuyla benim yaptigima bakiyor, ama bana mudahele etmiyordu.

“Bir tek bu kusumu yapmak lazim bu dilek origamisi icin? Yoksa baska sekiller ya da hayvanlarda yapabiliyormuyuz?”

Hazirliksiz yakalanmis gibi durdu bir an cevap vermeden.

“Valla bilmiyorum, hic dusunmedim bunu, bakalim bi Google’a sonra”

Kusa benzemeye baslamisti onumuzdeki kagitlar, son kismi biraz alengirliydi ama, kucucuk katlamak gerekiyordu kusun gaga kismini, o bunu tirnaklari ve ince parmaklari yardimi ile kolayca yaparken ben cebellesiyordum… Anladi zorlandigimi…

“bu kagit sana kucuk geldiyse, bir dahakine daha buyuk bir kagit kullaniriz”

“Evet yaa, gaga kisminda zorlandim biraz, ama benzedi kusa ! Bak !”

“Valla cok guzel yaptin, aferin benim kuzuma yaaa” deyip kendi yaptigi kusu kat yerlerinden acip avcuma koydu, ama bu sefer isaret ve orta parmagi ile bastirmamisti koyarken avcuma.

“Bu sana referans olsun, kat yerlerini izleyip, yeniden yaparsin, zaten iki uc kere yapsan ezberlersin hemen. Unutma ama, 1000 tane yapip 40 tane ipe, herbirinde 25 tane kus olacak sekilde dizmen gerekiyor. Yoksa dilegin olmaz”

Elimde tuttugum kusa bakip gururlanmistim hafiften, bu benim yaptigim ilk origamiydi ve hic de fena olmamisti, Ama dedigi gibi mesagatli bir isti bu, 1000 tane yapabilecegimi sanmiyordum acikcasi.

“Sen hic yaptin mi 1000 tane bunlardan” diye sordum

“hayir sadece sana yaptiklarim var, hic denemedim bir dilek icin 1000 tane yapmayi”

“hic istemedin mi bir seyin cok olmasini?”

“Istemisimdir herhalde, ama ben bunu yeni ogrendim ki, son iki senedir yapiyorum bunlari, yaptiklariminda hepsi sende. Atmadin degilmi onlari?”

“sacmalama, tabiiki atmadim, bundan sonrada hic atmam zaten.”

“atma sakin, her birinde benim el emegim var onlarin, bende senin bana cizdigin yazdigin seyleri atmadim hic, bi suru pecete, not kagidi, dolu o eski biskuvi kutusunun ici”

Ikimiz de deger veriyorduk yaptiklarimiza, ama nedense onun yaptigi biraz daha sir dolu gibiydi, bu kuslarin baska bir anlami olmaliydi, bir ara oturup ciddi ciddi arastirmam gerektigini dusunup, yaptigim kusu televizyonun ustune koydum.

“kuzum gec oldu ben gideyim artik” deyip ayaklandi zengin kalkisi yapar gibi’

“ben de seninle geleyim, bu saatte yurume simdi”

“ Yahu bi yan sokaga gidecegim olmaz birsey” dediyse de dinlemedim onu, ve giydim ayakkabilarimi.

Ben onden o arkadan indik merdivenlerden, disarisinin epey serin olmasindan dolayi, koluma girmis bir selikde baslamistik yurumeye. O guvende ben ise mutluydum. Kolkolaydik. O bana yarin erken kalkmasi gerektigini anlatiyor, ben ise o na biraz daha asik oluyordum.

Kapisinin onune geldigimizde sarildi boynuma…

“iyi ki dogdun Tolgam, iyi ki tanidim seni’” diyerek optu yanaklarimdan.

“tesekkur ederim origami dersi ve kahve icin, aldigim en guzel dogum gunu hediyesiydi inan”

Gulumseyerek “Yalanciiiii” deyip girdi iceri apartmanin kapisindan.

Kendi sokagima dogru yurumeye basladim, aklimda binlerce rengarenk kagittan kuslar ucarken.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s