Sakın gitme, daha söyleyeceklerim var. 3.Bölüm

Pazar aksami tembelligi ile karisik bir halde yataktaydim hala. Hic cikasim yoktu yataktan,sefil bir gun degildi oysa ki bugun, gayet gunesli, ama terletmeyen, yurumek icin elverisli ama nedense bir o kadar da tuhaf bir sekilde icimi sıkan cinsdendi. Zeynep’in bugun is seyahatine cikacak olmasinin benim boyle kullanilip atilmis bir kagit havlu gibi hissetmemde ki rolu tartisilmazdi elbette. Kolya degil, 15 gun goremeycektim onu. 

Belki bir baslangic olurdu bu benim icin. Dusunup cikarimlarda bulunur, onu aklimdan olmasada yuregimden silebilme sansi yaratabilirdim kendim icin. Ziyan ile zebil, çar ile çur, hay ile huy… Birisini secip, ilahi kurtulusa, ki kurtulus artik ona aşık olmamakti, ulasabilirdim. 

On bes gun yeteri kadar uzun bir zaman dilimiydi, aslinda on bes gun hersey icin yetecek kadar uzundu. Hayatimizda olan seylerin hep bir gun gibi kisa bir surede oldugunu dusununce, on bes gun neye yetmezdi ki? Dogum ile ölum arasinda ki tarihimizde bir cok seyi bir gune sigdirabilmiş olmamiz, bir gun icinde dogup yine bir gun icinde ölmemiz, on bes gunluk zaman dilimini ışik yili kadar uzun bir hale getiriyordu. Mesaj geldi Zeynep’den

“offf yine cok sira var havaalaninda yaa”

Benim dusunduklerim ile onun aklindan gecenlerin ayni olmamasi artik beni cok üzmuyordu, zaten ayni kitabin ayni sayfasinda bulusanlarin yasayacagi bir sey degilmidir aşk denilen kavram. Oyleyse nedir beni bu derece dusunmeye sevkeden ruh hali? Neden ben de onun kadar rahat olamiyordum?

Hic birine cevap verememenin sıkıintisiydi beni hala yatmakta oldugum yatagima teğelleyen.

Ben dusundugum surece var olabildigimin farkina variyor, sorunlari formule etme ihtiyaci duyuyordum. Aklimda buyutmesem de sorunlari, sorunlar formule edildiklerinde ister istemez  daha bir karmasik hale geliyorlar, onceden cozumleri kolay iken birden havuz problemleri gibi icinden cikilmaz hale burunuyorlardi.

Sorunlari olduklarinda daha fazla kompleks hala getirmeden cozmeyi bir ogrenebilsem, aslinda hayatim cok daha kolaylasacakti. Ama bu oyle “ha” deyince olan bir sey degil ki. Insan dedigin, agac misali, bir cok sey degismis gibi görunse de agacta gecen seneler icerisinde, elma agaci her zaman elma agaci olarak kalacaktir, ondan armut beklemek cok da akillica birsey degil. Oyleyse benim bu huyumda degismeyecekti, ben yarinda , bugun oldugu gibi, kolay olan sorunlarimi bilincli bir sekil de zora sokacaktim.

Oyleyse”ya Allah” deyip, formule edip icinden cikilmaz bir hale getirmis olsam bile Zeynep’le ilgili sorunumu, on bes gun icerisinde cozmeliydim. Bunu yapabilecek kadar inatci,guclu bir erkektim ben.

Sigaram bitmis !

Sabah sigarasi bulamadigim zamanlar, haddinden fazla sinirli olan insanlardanim ben. Ilk isim sigara yakmaktir kalkar kalkmaz. Sigara beni ayiltir, iç açılarimi dış açılarima esitler, afyonumun patlamasina yardimci olur.

Tuhaf… Bir maddeye boyle bagimli olmak, ondan nefret edip birakamamak. Ikili iliskilerde de durum bazen bundan hallicedir ama. Asik oldugunuz kisi sizin iç açılarinizi alir dış açilarinizla çarpar, agzinizin orta yerine sıçıp gider, bu hale dusmemek icin, baglanilacak kisiyi iyi secmek, acele etmemek, annenizden onay almak lazimdir. Anneler genelde yanilmazlar cunki.

Disari cikip basladim yurumeye, gecen gun dergi aldigim tekel bayiinden bir sigara ile bir cakmak alip sahile indim. Ilk sigarami denize dogru, aksamin pisinden henuz etkilenmemis sehre ve onun yareni bogaz’a karsi yaktim. Kafamda “bir varmis bir yokmus” la esdeger hikayeler, ben ise o hikayelerin neresinde oldugumu bilmeden bitirdim denize karsi yaktigim sigarami.

Ask ve de ardindan muhtemelen gelecek olan aci her ne kadar duygusal bir acidir denilse de aslinda cekilen tamamen kimyasal bir acidir. Ilacini meditasyonda, psikologlarda, yakin arkadaslarla dertlesmelerde bulmak imkansizdir, en iyi ilaci baska bir ask bulmaktir. Sevdiginiz insanin sizi, sizin onu sevdiginiz kadar sevmemesinden kaynaklandigi icin, yapilmasi gereken ilk hamle, sevmeyi birakmak, ve baskalarininda sizi sevmesine izin vermektir. Oyleyse benim yapacagimda bu olmali diye dusunerek lahmacun yemek icin Halil’e dogru yurumeye basladim. E once karnimi doyurmam lazimdi saglikli kararlar verebilmek icin. Aç bir mide ile alinacak kararlar ne kadar yardimci olabilirdi ki sorunlarimizi cozmeye. Kapisindan girdigimde Halil’in, cocuklugumdan beri tanidik olan, o sogan ve kiyma kokusu almisti butun dertlerimi benden, daracik merdivenlerden yukari cikip oturdum bir masaya, iki ayran ucde lahmacun soyledim. Ayranlar hemen gelmis ben birisini hic beklemden icmistim bile. Ayran budalasi olacaktim yine, yine uyku bastiracakti beni, ama hic umursamiyordum, uykulu olmayi, ya da uyuyamamayi.

Iyi lahmacun dürüm yapilamamalidir, bu bildik bir kuraldir lahmacun severler icin, eger bir lahmacunu kolayca rulo haline getirebiliyorsaniz, o lahmacun perttir, beklemistir, yeniden isitilmistir. Rulo yapmaya calistiginizda kirilmalidir lahmacun, ruloya degil katlamaya gelmelidir.

Halil’in lahmacunuda iste boyle ilahi bir lezzte ve kivam sunuyordu her defasinda bana. Hamur ile harcin muhtesem dengesi, etindeki baharat orani… herseyi ile tam bir damak orgazmi yaratiyor, sadece damaga degil tabakta durusu ile bile farkli oldugunu gosteriyordu. Onume birakilan lahmacunun icine biraz sogan biraz sumak birazda aci attiktan sonra katladim ilk lahmacunumu, once ikiye sonra uce, kocaman bir isirik alip gezindirdim agzimin icinde biraz, yutmadan lahmacunu ayranla karistirdim biraz, sonra saldim mideme, tarifi zor bir keyif bu, bir insan niye vejeteryan olur ki yine anlayamadan devam ettim onumdekileri sabirsiz cocuklar gibi yemeye.

Karnim doymaya baslamis, Zeynep ile ilgili olan sorunuma daha mantikli yaklasmaya baslamistim. O nuda bu lahmacunlar gibi bitirecek, bundan sonra ona , onun bana baktigi gibi arkadasca bakacaktim. Zor olacakti bu, ama olacakti. Olmaliydi.

Ucuncu lahmacunumda bitmis, ama ben henuz doymus gibi hissetmiyordum kendimi, ismarlamadim dorduncuyu, mekanik doyuma ulasacaktim on dakika icerisinde, hesabi odeyip ciktim elinden tuttugum cocuklugumla beraber Halil’den.

Karsiliksiz ask, cekilmesi kacinilmaz olandir, hepimiz bir sekilde, bir zamanlar, karsilik bulamadan sevmisizdir birilerini. Aç olan ruhumuzu aci ile beslemis, yenilgiyi tatmisizdir. Bende iste su an da tam o yerdeydim, enlemi boylami “o” olan haritada, yenilmeyi gururuna yediremeyen ama dusman kuvvetleri komutanina da gizliden hayranlik duyan kaybeden generaldim.

Bu bir savas degildi oysa ki, ya da kimbilir, yasadigimiz en aci savasti belkide ve biz bu gercegi kendimizden bile sakliyorduk, savas meydanlarinda olan ölüler yoktu belki bu savasta, ama biryerlerimiz cok fena kaniyor, ve biz bu kanayan yarayi bir turlu iglestiremiyorduk. Arada durmus gibi gozuksede akan kan, ara ara yine akmaya basliyor, hele hele ustune basilmaya gorsun caninizi cok yakiyordu.

Her savasda oldugu gibi bu savastada kan dokuluyordu. Kendi egomuzun parca parca oldugu bu savastan sag cikabilsek bile sonradan parcalari birlestirmekde cok zorlaniyorduk, bu da hayatimiza giren yeni insanlara hakksizlik yapmamiza neden oluyordu. Karsilastirmalar, “o olsaydi soyle yapardik”lar, ardi ardina siralaniyorlar, sizi, gönlunuzu actiginiz yeni insana karsi berbat bir insan olarak gosteriyordu,

Birileri buna son vermeliydi ama. Ya da herkes kendi hayatinda son vermeliydi bu çileye, hani herkes kendi kapisinin önünu temizlerse butun sehir temiz olur mantigiyla bir imece ruhu ile, kendi acilarimizi olabildigince sarmali, akan kani durdurmaliydik. 

Bireylerin mutlulugunda toplumlarin mutluluguna boyle ulasabilirdik. Toplumca mutlu olabilmek icin ilk yapmamiz gereken sey buydu. Ben bunu kendi adima bugun baslatacaktim. Ne kadar basarili olabilecegim konusunda bir fikrim olmasada, baslayip azimle sonuca ulasmak icin caba sarfedecektim.

Zeynep’in attigi mesaja karsilik vermeyerek ilk adimi atmis oldum. Sonradan, cevap vermedigim icin pisman olmustum, ama is icten gecmis, bu saatten sonra yazdigi mesaja cevap yazmanin sacma olacagini dusunerek, ona aksam, nasil Ankara? Diye sormaya karar vermistim.

Fazla uzerinde durmam genelde attigim mesajlara hemen cevap gelmemesine, o da duymuyordur herhalde diye ferahlattim icimi. O nu kirmak ya da benden uzaktayken ona karsi ilgisizmisim gibi hissetmesini istemezdim, o her zaman benim aklimda olandi, aklimla yuregim arasinda ki sırat koprumdu, ben ise koprunun tam ortasinda Araf’a geri donmeye karar vermistim, iyi mi etmisitim bilmiyorum. Aklima daha iyi bir plan gelemdiginden olsa gerek bu planimda inat ediyordum. Uzun ve karanlik bir tunelde yurumek gibiydi cektigim aci ile karisik, isteksizlik. Bir yandan bana insan oldugumu hatirlatirken, bir yandan da , insan olduguma pisman ettiriyordu. Kurtulusa yuzum dönük olarak yurumeliydim bu tunelin icinde. Tunellerde bir zaman sonra bitip muhakkak bir yerelere ulasirlardi. Ben ise daha yeni baslamistim, kendi kendime insa ettigim bu karanlik tunelin icinde yurumege. Yurumek ve karanlik en sevdigim iki seydi benim icin, oyleyse keyif alcaktim ben bu yuruyusten, yani kisacasi aci cekmekten. Kanayan yaralarim yurudugum tunel boyunca iglesecekler, kabuk tutacaklar, dokuleceklerdi. Ama izleri kalacakti. Iste beni esas korkutan sagimda solumda kalacak o izlerdi aslinda.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s