Ayrilik kismina eklenen yeni bolum

 

Neredeyse 3 hafta olmustu Zeynep’i gormeyeli, 2 haftalik is seyahatinide sayarsak bes. Deli gibi ozluyor ama tutuyordum kendimi.

Niye benim aramam gerekiyordu ki zaten. Eger istese o da arayabilirdi pekala, ama gorunen o ki istemiyordu artik beni gormek a da benimle konusmak. Ozlemek insanca bir duygudur. Eger ozlenen o ise katlanmasi cok zor bir hal alir ama. Sarap lekesi gibidir, hemen belli eder ozlenenin o oldugunu. Tekrar kavusabilmek icin odenen pesinatda denilebilir bu karmasik duyguya.

Isimlendiremediginiz bir iliskiyi bitirmis olmanin rahatligi cokse de uzerinize, vakit gectikce sirtinizda ki heybe yine dolmaya baslar. Zaten biten iliskilerde cizelge hep oyle olmazmi? Ilk bir iki hafta cok iyi hissedersiniz, yurumedigini dusundugunuz bir iliskiyi bitirmis olmanin keyfi ve huzurudur sizi sarip sarmalayan. Ama haftalar durmaz takip ederler birbirlerini ve ufak ufak ozlemek denilen o duygu coker uzerinize. Iste burada gurur denilen kimi zaman cok gerekli ama ikili ilsikilerde ise cogu zaman bir kenara birakilmasi gereken duygu kendisini belli eder. Kendi basinayken gayet onemli ve hissedilmesi gereken bir kavramken, ego ile birlestiginde bizi duman eder, yalnizken daha da yalnizlastirir. Ayni cografyayi kullanan bu iki kavaramin ayni anda ayni olay adina ortaya cikmasiyla benligimiz savas alanina doner.

Nice kavgalar, banamisin demeden cekip adam vurmalar, zamansiz ayriliklar, zamansiz olduklari bilindigi halde kavusamamalar, iste hep bu iki kavramin arasindaki gizli ticaretle ortaya cikar.

Benimde durumum bu anlattiklarimdan farkli degildi. Ozlemeye baslamis ama yigitligime bok surmek istemememden dolayi aramiyordum. “O ne sebeple aramiyordu” sorusu ise cevaplayamadigim karanlik bir soruydu.

Sabahlar oluyor, ondan bir turlu gelmeyen aramalar, mesajlar ince bir sizi gibi deliyordu yuregimi. Ama lanet olasi ego ile gurur, yapmisti yine o sinsi ticari anlasmayi aralarinda, benim elimi kolumu bagliyorlardi. Bir seyler cok fazla yarim kalmisti, tamamlanmasi gereken bir hikaye, yazarinin zamasiz olumu ile bitirilememisti. Halbu ki hikayeler baska insanlar tarafindan da bitirilebilirdi ama bu oyle bir hikaye degildi, bunu bitirebilecek sadece iki insan vardi,biri egosuna yenik, digeri ise sevmemis olan.

Gece gece nemlenen gozler, durup duruken akla gelen ortak hikayeler. Sirasi bozulmustu bu isin, olmasi gereken sira, once uzulmek sonra rahatlamakti, ben ise once rahatlamis simdilerde ise cok uzgundum. Kendi kisiligime orospu muamelesi cekip nefret etsem ne fayda, akan sadece kan degil yuregimden, birazda utanma duygusu. Layik olamadim ben ona dedirten o pis duygu. Insan oldugum, okuz olusu gibi uzerimde yatan onsuzluk duygusundan belli olsada, ben yine de kendimi bir pislik olarak gormeye baslamak uzereydim.

Bu hisse en yakin olan ise olumdur herhalde, bir daha gorememe kaygisi, bir daha hic yasanmayacagini bilme hatta bilememe durumu.

Vurulma aninda, ama hemen o an ve sonrasinda hissedilen… Hani hep oyle derler ya, vuruldugun an birsey hissetmezmissin, ama bir iki saniye sonra aci kendini belli etmeye baslarmis diye. Vurulmak daha iyidir bence, ya olursunuz ya da kurtulur, olurseniz hersey bitecegi icin aci denilen kavramda olmayacaktir, kurtulursaniz eger size bir sans verildigi icin bir omur minnet duyarsiniz. Ama bazen de kursun olmadik bir yere saplanir, oyle bir yerdir ki bu bir omur cekersiniz acisini, olmek isteyip de olemezssiniz, iste istenmeyen ayriliklarda boyledir, bir omur kalir icinizde, her gununuzun icine sicar, kahpe kapi komsusu gibi yolunuzu gozler, ortam olusur olusmaz belli eder saplandigi yerdeki acisiyla kendisini.

————————–

YINE VAPUR

Gozlerim her detaya takiliyor hangi detayin beni ona tekrar kavusturacagini tahmin etmeye calisiyordu. Lacivert, turuncu, marti, Kiz Kulesi, cay tepsisi tasiyan biyikli adam, akordeon calan kucuk kiz… birileri muhakkak biliyordu onun nasil oldugunu nerede oldugunu bu vapurun icinde.

Sadece bir yerlere giden insanlari degil, o insanlarin hic gerceklesmeyen hayallerinide tasir vapurlar. Yalniz oldugunuzda, hayallerinizin en saf hali sekillenir loblarinizda. En azindan eskiden oyleydi, cep telefonlari filan yokken, yapabildigimiz en guzel sey hayal kurmakti… elimizde sigara ve cay ile Istanbul’un panaromasina bakarken.

Cok eskiden, hanim ablalarin mendil attigi, beyzadelerin baston salladigi donemlerde ise cok sukse bir seymis vapura binmek. Insanlar bazen sirf Guzelhisar isimli vapura binebilmek icin gitmeleri gereken yerin aksi istikametine giderlermis.

Cogu zaman ise ayni vapura hep ayni insanlar biner, luks mevkiiye varana kadar, defalarca Allah’in selami verilip alinirmis. Ara ara vapur, gittigi duzergahin tam ortasinda iken ise vapurun kaptani, koskunden cikar, hanim ablalara biyik buker beyzadelere ise tepeden bakarmis. Cogu gayrimuslim olan bu kaptanlar genc kizlarin hayallerini suslerken genc abilerimizin ise kiskanclik dolu bakislarina maruz kalirlarmis. E kolay degil, o zamanin Osmanli normlarina gore cok buyuk bir toplu tasima aracini kullandiklarindan olsa gerek bu vakur ve havali halleri. O kadar ustalarmis ki bu ilk kaptanlar bogaz seferi sirasinda yalilara cok yakin gecip yali sahibinin kizlarina caka basarlarmis. Rivayet olunurki 1800 lerin sonlarina dogru Neveser isimli bogaz hatti vapurunun yakisikli kaptani Macarovic, yanik oldugu kiza elinde ki gulu verebilmek icin kizin yasadigi yaliya bir kulaclik mesafeden gecmis ama gulude vermis.

Bunlar, abartili olsalarda bir sehrin ait oldugu ortak hafizanin en guzel tarafidir kanimca. Cok eskilerdir, cok guzellerdir, ben eski olan herseyi hep cok sevmisimdir.

Degisime en cok direnenler hep vapurlar oldugu icinde vapurlari ayri severim.

Vapurlar da degismek zorunda kaldilar ama. Yaslaninca eski saraya atilan eski gozdeler gibi sessiz ve sedasiz oldu bir cogunun olumu. Hicbirimiz farketmeden, bilincli olarak yok edildiler sehrin arka bahcesinde, oysa sirf iclerinde sakladiklari hikayeler yuzunden bile kurtarilmalari gerekirdi.

Elimde ki simit, cayi, havadaki marti ise elimde ki simiti bekliyordu. Ben ise yine Istanbul’un en ortasinda iki yakadan da esit uzaklikta onu ne kadar ozledigimi dusunuyordum.

–Abi cay veriyim?

–Ver bi tane.

Simitim cayina kavusmus, marti bile sebeplenmisti bu kavusmadan, ben ise yiktigim bir iliskinin ardindan sehire karsi agit yakiyordum. Sehirle asik oldugum kadini tanistirmis, yine o kadini ne kadar cok sevdigimi boyle yolculuklarda onun yuzunu vapur penceresinden gordugum sehirle eslestirdigimde anlamistim. Simdi ise elimde kalan ici bos bir kitap, aklimdan gecenlerle doldurulmayi bekleyen.

Karakoy’e nazli nazli, yan yan yanasiyorduk, icimde ayrilik oncesi sikintinin bin kati, elimde ise bitiremedigim ama martilarla da paylasmak istemedigim ceyrek simitle gozlerim Galata kulesine bakiyor, onunla kule dibinde bira icislerimiz geliyordu aklima.

Kadinim, hep ait oldugum. Cok ozledim seni.

Elimi arka cebime sokup bozuk para aradim cay icin. Cikardigim para ile birlikte uce katlanmis sari renkli bir kusda cikti cebimden. Artik kusa benzer bir tarafi kalmamis olsada ben onu hala cok guzel yapilmis, onun ince parmakli elleriyle katlanmis bir kus olarak gordugumden olsa gerek kusa bakip gulumsedim. Yanasan vapurdan bir elimde sari bir kusla inip yurumeye basladim. Ara sokaklardan Kule’ye dogru. Kesme tasli yollar, ara ara gorunen orospular, cingeneler, dilenci cocuklar, su satan kucuk kizlar, sanki agiz birligi etmis gibi “gelmeyecek o artik”der gibi bakiyorlardi yanlarindan gecerken, sehir bana kirgindi, ben ise kendimden nefret etmek uzereydim. Dik yokus nefesimi kesmemis, bu sefer orta yolda dinlenmem gerekmemisti. Galip Dede caddesinin sonuna geldigimde Kule “biliyordum gelecegini, zaten hep bende son bulursun sen” der gibi bekliyordu beni. Eziklik hissediyordum, ondan ve sehirden ozur dilemek afedilmek icin yalvarmak istiyordum. Dibindeki cay bahcesine ilistirdim nefret ettmege basladigim kendimi. Sekerli bir kahve soyledim, Veysel Karani’nin ruhuna deyip fal bakacaktim, uc vaiktler cabukcak olsun diye yalvaracaktim.

Bir sigara cikardim, kahvem gelmeden yaktim, derin bir nefes cektim. Dibe vurmanin en yuce halini yasiyor, Kule ve kendimden baska hicbirseyi gormuyordum.Onume konulan kahvenin yanina biraktim sari renkli kusu, bir yudum aldim kahvemden.

Sekli bozulmus kusa baktim bir sure, hangi gun yapmisti acaba bu kusu, saat kacti yaptiginda, neredeydi, bana ne zaman vermisti. Ben nasil olmusta bu kusu cebimde unutmustum. Cok sarhos oldugumuz bir gecedenmi kalmaydi, yoksa o mu bana hissetirmeden koymustu arka cebime. Elime aldim sari renkli guzel kusu, biraz olsun duzeltebilmek icin, once iki ye katlanmis kafasini orada olmamasi gereken kat yerinden actim, kuyrugunu duzeltmek icinde orjinalinde olan kat yerini acip yeniden katlamam gerekiyordu, acik kalp ameliyati yapar gibi bir titizlikle calisiyordum. Actim kuyruk yerini, ezbelemistim nasil tekrar katlayacagimi. Sari kusun acilan kurugunun icinde a ile d harfleri gorup hizlica ama yirtmamaya dikkat ederek sanki hic yapilmamis gibi sari renkli bir kagit haline getirdim icinde yazanlari okuyabilmek icin.

“127” Bu kusuda digerlerinin yanina koyacagini biliyorum, ama sen seni ne kadar cok sevdigimi bilmiyorsun. Sakin ola gitme bir yerlere, daha soyleyeceklerim var”

Aglamaya basladim. Utanmadan sikilmadan agliyordum. Iyi olup olmadigimi soran garsona , “ask iki kisilik bir beceriksizlik” deyip ayrildim Kule dibinden.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s