Bir Amerika’lının Türkiye ve Atatürk Sevgisi.

Kahvemi alıp oturur oturmaz bulduğum boş bir masaya , yanima gelip karşımda ki boş sandalyeye oturup oturamayacığini sordu kibarca. Tabii ki oturabilirsiniz dedim. Biraz önce satin aldigim ve masanin üzerine biraktigim ilaca bakip, “uykusuzluk mu cekiyorsun?” diye sordu. “evet” dedim, uykusuzluk ile kavgamin detaylarina girmeden. Nereli oldugumu sordu, “Istanbul, Türkiye”diye cevapladım. Gözleri parladi birden, sanki uzun zamandir heyecanla beklediği o güzel haberi almış gibi, yüksek sesle ISTANBUL !!! diye tekrarladi doğdugum şehrin adini. “Iki kere gittim ben Istanbul’a”diye devam etti konusmaya, “ ilki 1969 yilinda barış gönullusu olarak, ikincisi, 1978’de Incirlik Hava Üssu’nde gorevliyken, simdi oglum orada gorevli, Istanbul harika bir sehir,istedigin hersey var, deniz, tarih, inanilmaz yemekler ve inanilmaz guzel kadinlar”. O kadar heyecanliydi ki, onun yuzune ve sesine yansiyan heyecan beni de heyecanlandirdi. “evet, gercekten de cok guzel bir sehir” diye cevap verdim onun ki kadar olmasada kendimce heyecanli bir ses tonuyla. Yetmis yaslari civarinda, yetmis yaş üstu bir amca gibi giyinmis ama dünya’da olan bitenden kopmamis genc yürekli bir insan oldugunu , sordugu akillica sorularla belli ediyordu. “Erdogan” diye devam etti konusmaya,” nasil oluyor da Turk’ler on iki senedir hic bir sey yapmadan kabulleniyorlar ?” Nazikce düzelttim “on dört” diye. “e iyi ya on dört sene, nasil oluyorda ulkenin yarisi kabulleniyor bu gidisati” diye sordu. Gazete okudugu, haberleri izledigi, ve benim dogdugum ulkeyi sevdigi ve uzuldugu, cumle vurgularindan belli oluyordu. “ inanin ben de bilmiyorum, bir nevi bosvermislik var herkesin uzerinde herhalde” diye cevapladim sorusunu.
“Ben cok istiyorum tekrar gitmeyi oraya, henuz oglum oradayken ama cok pahali” diye hayiflandi. “ Ataturk” dedi “ne cok sey yapti Turkiye icin, o zamanlarda onun gibi bir devlet adami…. buyuk bir sans “ dedi ve devam etti “ Incirlik’deyken, ki iki sene kaldim ben orada, her 10 Kasim’da Amerikan ordusu anma toreni duzenlerdi, hepimiz, katililirdik ama Ingiliz’ler pek katilmazlardi, bilmiyorum neden. Hala yapiliyormu anma toreni ?” diye cekinerek sordu. “Evet, yapiliyor, ama gunden gune unutuluyor onun ulke icin yaptiklari” diye durustce cevapladim sorusunu. “ nasil olur ?” “ o olmasaydi olmazdiniz ki siz” diye devam etti, sanki Turkce tweetleri ya da Turkce Facebook updatelerini takip eder gibi. Her cumlesiyle sasirtiyordu beni, tap taze bir akilla sordugu sorular, heyecani, gulumseyisi, ve dogdugum ulke’ye ön yargisiz bakisi…

“keske her musluman ulke Turkiye gibi olsa, cok guzel bir ulke Turkiye” dedi ve izin istedi gitmek icin. Elimi sıktı “ ismin ne?” diye sordu, “Tolga” dedim. “ Ben de Thomas, memnum oldum Turk arkadasim” deyip ayrildi masadan. Arkasindan baktim bir sure, bakmis oldugumu anlamis olacak ki, geriye, bana dogru bakip “ Galatasaray” dedi gulumseyerek kendine has aksaniyla ama anlasilir bir diksiyonla. Ben “Fenerbahce” diyemeden, cikti kapidan.

Bu yazdiklarim bir saat kadar once bir kafede gerceklesti kendimden birseyler eklemedim ama bazi yerleri kisalttim, bu kısa muhabbetin önemli olan kısmiyla alakasi olmadiklari icin.

Kissadan hisse, halâ Ataturk icin laf edenlere gelsin.

 

 

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s