NEDEN YAZIYORUM

Neden yazdigimi ne zamandir yazdigimi soranlariniz oldu, soyle aciklayayim, bugunun kisa hikayesini yazmaya baslamadan once…
Belkide tam zamanı dediğim şey, doğru kelimelerin iki satır aralığına çöreklendiği o kısa anlardır,
ve ben işte bu yüzden o iki satır aralığında kendime yer bulmak için çabalıyorum.
En yalın haliyle anlatmaya çalışmamda ki inadım da bundandır belki.
Kusup çıkarma isteği aslinda içimdekileri, rahatsız beynimi huzura kavuşturan “yazmak” eylemi.
Yaşadiklarımı en iyi anlayan benimdir,
her boyasız kelimemin ardında bir Tolga vardır aslında sadece benim görebildiğim.
Şuurumun akrabasıdır yazdıklarım.
Bir alacak davası olmalı ki aralarında,
ben yazarım, yazdıkça şuurum kaçar kaybolur.
Ama yazamam ruhuma eziyet etmeden,
Ruhu teminat gibi teslim etmeden yazılmıyor ki bu meret.
veda etmek kadar zor birşey aslinda en sevdiğin oyun arkadaşlarına.
Ama yine de inatla yaziyorum ben…

TOST MAKINESI ILE SAC KURUTMA MAKINESI ARASINDA KI SURREEL ASK.
Kucucuk paralara, uzerlerine sinmis eski sahiplerinin kokusu ile satilmayi bekleyen, yeniden satin alindiklarinda ise baskalarina ait anilarida beraberlerinde getiren kuf kokulu… toz ile uyutulmus bir avuc eski. Ve artik var olmadiklari dusunulen bir cok seyin hala “biz de variz” diye fisildastiklari kohneden hallice dort duvar. Zeytin ağacı gibi yasli ve gururlular, yaşadıkları, ve parantez içinde sakladıklari eski hayatlariyla .. ama hıçkırık sesi gibi geliyor kulağıma beni takip eden sesleri.
Guzeldir eskici dukkanlarini gezmek. Saga sola carpmadan, gelisi guzel dizili esyalarin arasinda suni olarak olusturulmus daracik koridorlarda avarelik etmek… goz gezdirmek… gezinen gozlerin utanciyla ”bakma bize “diye ic gecirdikleri varsayilan o eskileri utandirmamaya calisarak etrafa bakinmak. 1950 lerden kalma bir sac kurutma makinesi ile yine ayni zamanlardan kalma bir tost makinesinin arasindaki sonu ayrilikla bitecegi kesin olan, yitirilmis ve surreal bir ask hikayesine sahit oluyorum, sonu çok uzun zaman önce planlanmış bir efsaneyi yaşar gibiler. Ama efsane yenilenmiyor, kehanet tutmuyor… kavusamiyorlar bir turlu, bir karislik mesafede olmalarina ragmen. Ne aci boyle itelenmek… ne dokunabiliyorlar birbirlerine, ne de uzak kalabiliyorlar. Aldigim nefes rutubet ile birlesip delsede cigerimi, gozlerim icerideki seluloz kokusundan yansada, aklim da hala, o dislari eski, icleri ise yepyeni olan kargacik burgacik eskilerin bir onceki hayatlari. Sevgiliden hediye olarak alinip sevgi bitince gozden iraga surgun edilenler, ihtiyacdan alinip , sonra gozden dusenler, bir hikayesi olup da , kimseye buraya nasil dustugunu soylemek istemeyenler… Hepsi sanki hic bitmeyecek bir kis uykusunun tam da ortasinda tozdan yapilmis bir battaniyenin altinda gibiler.
Aslinda satilanlar sadece eskiler degil,hepimize ait bir gecmis, kirginliklarla, sinirlenmelerle elimizden cikardiklarimiz ve sonrasinda yasadigimiz beyhude pismanliklarimiz,. bizleri biz yapan o kucuk detaylari yine bizi biz yapan ic dunyamiza kaziyanlar. “Ben” demeyip de “biz” demenin onemini anlatir gibi bakiyorlar arkamdan saklandiklari yerlerden gozume, yuregime dogru… ayrilirken elimde 1912 de basilmis bir tas plakla. Siz duymuyorsunuz ama kar yagiyor disarida.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s