Rasim amcanın asık suratlı resmi Hatice teyzenin acı kahvesi ve yeşil renkli berjerler.

Apartmanın kapısına vardığımın bile farkında olmadan öylece duruyordum üç katlı binanin önünde uzun zaman önce işlevini yitirmis bir sokak lambası gibi. Bir belirsizlikden ziyade cevabini aradığım sorularin nedense cevaplarini bulamamamdi böyle birden kala kalmam. Nereye nasil baktığımin bile farkında değildim, ama durduğumun bilinciyle, fakat durmami engelleyemeyerek dimdik bekliyordum tek başıma siyah camı buzlu demir kapının hemen iki adim ötesinde.

“ Tolga ! Evladım iyimisin ?” sesiyle istem dışı bir irkilmeyle arkama döndüm, Soruyu soran üst katimda yaşayan Hatice Teyze’ydi. Meraklanmış ve endişeli bir ifadeyle bakıyordu suratıma.

“Iyiyim Hatice teyzem, birşey düşünüyordum dalmışım, sen nasılsin? Varmi bir ihtiyacin ?” derken elindeki paketleri almıştim bile .

”merak ettim oğlum ! Öyle dikilmişsin orda hareketsiz” diyerek soktu elinde ki anahtari dış kapinin anahtar deliğine.Hafif bir gicirtiyla açıldı ikimizinde yaşadigi apartmanın siyah metal kapısı.

O önde ben arkasında, elimde ona ait poşetlerle, birlikte çıkmaya başladık apartmanın yay gibi kıvrilan dar merdivenlerinden. Benim oturduğum daireyi geçip hemen sağa döndük bir kat daha çıkmak için.

Oturduğu dairenin önüne geldigimizde, sessiliğimiz bozulmuş Hatice teyze lafa girmişti bile.

“ Hersey ateş pahasi , Allah, aç, açıkta olanların yardımcısi olsun, çok zor bu zamanda ev çevirmek, ben bile bu yaşımda dul halimle zorlanıyorum, çocuklari olanlar nasil çıkiyorlar bu işin içinden hayret vallahi. Sen de bi evlenmedin be evladim, tohuma kaçacan ya artik, evlende bebek sevelim biraz yahu” deyip ve o’nun adıni da zikrederek, içerisinde yeni yeni yaralar açılan yüreğimi daha da dağlamışti istemeden de olsa.

“ Hatice teyze , o benim arkadaşım,bize nikah düşmez” dedimse de, onun “ Fesubanallah !!! arkadaşın ya evladım , amca kızi değil ya, nikah düşer, hem de çok güzel düşer” karşı ataği ile susmak zorunda kalmıştım.

Kapıyi açıp iceri sağ ayağıyla girdiğinde, yine ihmal etmemişti Besmele çekmeyi, ona bir daha ki sefere birşeye ihtiyaci olduğunda bana söylemesini böyle ağir paketlerle akşam aksam etrafta gezinmemesini tembihleyip biraktim paketleri hemen giriste ki portmantonun üzerine. Bana sıcacik gülumsedi. “gel sana bi kahve yapayim, bir de fal bakayim ha?” deyip kolumdan tutup içeri çekti apar topar beni, cevabımı dinlemeye tenezzül bile etmeden. Ne gerek vardi ki zaten o yaşlı başli bir kadindi, hayir demek yakışık almazdı.

Belli ki sıkılıyordu tek başına . Pencere önündeki sardunyalarıyla bağıra bağıra konuşmasından belliydi bu. Bu konuşmaların bir çoğunu ben bile duyabiliyordum hemen alt katta yaşadığımdan. Benim harcayacağım yarım saat onu mutlu edecekti , e birde, “hayir” demesini ögrenemedigim nadir şeylerdendi kahve teklifi, zayıf noktamdı, Hitler teklif etse onunla bile içebilirdim.

“ E madem öyle içeyim bir acı kahveni” deyip girdim içeri ayakkabılarımi çıkarıp. Hemen köşe de duran ve hep orada olan, Rasim amcaya ait oluklarini düşündüğüm kahverengi deriden, üzeri altin renkli tokalı terlikleri giyip, bıraktim kendimi her daim bu eve geldiğimde içine düstüğüm zamanda yolculuk denilen kavrama.

Neden bu kadar üzerinde duruluyordu ki bu kavramin zaten, eğer zamanda yolculuk etmek istiyorsaniz, yapmaniz gereken tek sey yetmiş seksen yaş üstü insanları  evlerinde ziyaret etmek onlarla konuşmak. Bu kadar basitdi aslinda zamanda tadina doyum olmayan kisa bir yolculuk yapabilmek.

Defalarca gelmiştim bu eve, ama her seferinde bu bilindik yaşlı teyze kokusunu sanki ilk kez duyuyormuş gibi saşıriyordum. Neydi bu yaşlı teyzelerin evlerinde olan gizemli kokunun kaynaği, vücudlarımı salgılıyordu bu naftalin ile yemek kokusu karışımıni anımsatan aromayi belli bir yaştan sonra, yoksa geçen seneler bir çesit zaman lekesimi bırakıyordu onlarin yaşadiklari mekana.

Salonun hemen sağ tarafinda ki koltuğa oturdum. Koyu yeşil renkli… berjer. Kenarları yaldızli şeritlerle süslü, ayakları aslan pençesi gibi olanlardan. Hani kitap okumak için en güzel koltuktur denilenlerden.

Oturduğum yerden Rasim amcanin asık suratlı resmini bütün netliği ile görebiliyordum, hemen yaninda ki Alman malı guguklu saatin ilişiginde, paspartüsü sararmış resimden bana, bu evde bulunmamdan rahatsiz olmuşcasına, “kalk oradan, orasi benim yerim”  diyerek bakiyordu. Kaytan bıyikları henüz kırlaşmamis, saçları biryantinli.

Kıskançmıydi acaba o da benim gibi ?

Fotoğrafin hemen altındaki “Laleli Stüdyosu” yazısi bile okunabiliyor, resmin cçk eski olduğu, kenarlarinin bir zamanlar o çok moda olan tırtıklı şekilde kesilmiş olmasindan anlasiliyordu. Belli ki Rasim amca bu resim için en güzel lacilerini çekmisti üzerine, belkide kahverengi, kimbilir. Siyah beyaz bir resimdi, lakin zamanla sefia tonlarınin hüznünü almıştı senelerdir asılı oldugu duvarda.

Asık suratlimiydi hayattayken Rasim amca bilmiyorum, ama ciddi bir insan olduğu belliydi. En azindan duvardaki resminden anlasilan buydu. Pek konuşkan bir mizaca sahip olmadiği, hatta biraz ketum olduğu bile söylenebilirdi açıkcasi. Yaşasaydı beni severmiydi acaba ? O da anlatirmiydi bana eskileri Hatice teyzenin anlattığı gibi ?

“Rahmetli çok gülmezdi” diyerek doğruladi aklımdan geçenleri elinde kahvelerle içeri giren Hatice teyze ve devam etti…

“ Misafirimiz hiç eksik olmazdi çok şükur, haftanin iki üç aksami yemeğe, Pazar hariç neredeyse hergün çaya misafirimiz gelirdi. Ikimizde çok severdik gelenimizin gidenimizin olmasini, hepimiz konuşurduk ama Rasim amcan ise dinlerdi, arada bir de “velasıl kerim” derdi,  öyle diye diye sessiz sedasiz da göçtü gitti zaten”. “Çok fazla durumumuz yoktu, 1955 senesinin sonbaharında çekildi bu resim, Rasim amcanın giyecek bir takım elbisesi olmadığından, dükkanda ki hazir takimlardan birini giymisti. Lacivert eski bir takim, altin renkli dügmelerinde ay-yildiz olan. 4-5 beden de büyük, resimde görünmüyor ama ceketinin kollari bütün ellerini parmak uçlarina kadar kapamışti” . “Bu resimde 34 yasinda Rasim amcan, Gümrükde ki iş başvurusu icin cektirmistik bu resmi. En iyi fotoğrafhane dedikleri icin burdan taaa Laleli’ye gitmistik beraber bu resmi çektirmeye. Fotografhaneden çıktigimizda ise beni Vefa’ya götürmustu boza icmek icin…..duraksadı birden, cok uzun degil sadece bir iki saniye… ve ansızin, neredeyse bağırarak “Ama işe de alinmişti haaa” diye bitirdi anlattigi hikayesini duvarda ki resmin, tadi gercekten de aci olan dost kahvelerimizi yudumlarken.

O bana sevdiği adamı anlatırken bense sevdiğim kadıni düşünüyordum. Kader denilen şey iste böyle birşeydi. Ama daha da önemlisi ,yine her zaman ki gibi şeker koymayı unutmuştu kahveye Hatice teyze.

“Sende vardır, ver bi sigarada tellendirelim bi tane” deyip gülmeye başladi. Onun için bir sigara çıkartıp yanına yaklaştim elimdeki çakmakla. Sigarayı, kırmizi ruj izlerinin halâ baki olduğu dudaklarınin arasina götürup elimdeki çakmağa doğru eğdi küçük başıni. Yer yer tepesi açılmış olsada halâ bakımliydi kına yakilmis saçları… halâ, “yaşiyorum ve henuz bitmedi” diye bir karşı duruş sergiliyordu… ya da yapmak istedigi buydu ama cesaret edemiyordu yapmaya. 

Ilk nefesi içine çekmeden, bırakti dışari oh diyerek . Yerime geçip ben de bir sigara yaktim, burnumda halâ ondan gelen beyaz sabun kokusu.

” eeee anlat bakalim o’nu” diye merakli bir sekilde sordu gecenin ilk sorusunu ikinci nefesini çekerken. Gerçi bekliyordum bu sorunun ve takibinde daha nice sorularin sorulacagini. Bitmek tükenmek bilmeyen bir meraki vardi Hatice teyze’nin benim hayatimla ilgili. Ama sadece benimle ilgileniyor, civarda yasayan hic kimse hakkinda hic birseyi merak etmiyordu.

“Hatice teyze biz cok yakın arkadaşiz ya, senin zannettigin gibi degil vallahi”

“ben bisey zannetmedim ayol, o senin hüsnu kuruntun” ben sadece anlat dedim o kadar”

Yahu dışridan bu kadar mi belli oluyordu benim o’na karşı hissetiklerim? Halbuki ben bile daha yeni yeni farkina variyordum bu külfetin “

Hatice teyze anladığına göre belki o’da anlamıştir o zaman diye küçük kaçamak cevaplar veriyordum kendi kendime sordugum çoktan seçmeli sorulara.

Bir yudum daha aldim acı kahvemden, ve yine, yeni yaz kirazı gibi kızıla çevirdim elimdeki sigarami derin bir nefesle, telveyle karışık yudumum, bu ev, yeşil renkli berjer, ve hatice teyzem…hatta Rasim amcanin asık suratlı resmi… Güzel bir akşamdi bu akşam.

“Hadi bitir de kapat finacanini, bir fal bakayim sana”

“peki” deyip kapattım fincanımi. Ücç kere çevirdim sağdan sola dogru, yatırdim yanimdaki küçük fiskos masasina, kenarlari iğne oyalı örtunun uzerine. Hatice teyze ise ayaklanmış kaşla göz arasında içeri gitmişti telaşli bir sekilde.

Yine yalniz kalmıştim Rasim amcanin asık o suratli simasıyla. Nedensiz bir sekilde ürkuyordum bu adamin resmi ile yalniz kalmaktan, her an resimden çıkip Allah yarattı demeden dalacakmış gibi bakıyordu gözlerimin en derin yerine. Resim çekilirken objektife bakiyor olmasindan dolayi siz odanin icerisinde nereye oturusaniz oturun hep sizi izliyormus hissi veriyordu. 

Ara ara kabarmış krem renkli iri desenli duvar kağıdi kapli duvarlar, Hatice teyzenin senelerdir, Rasim amcanin resmine bakip konuştuğunu hissettirsede bana, Rasim amca “bunlar bizim aramizda, sen karısma” diyordu, tozlanmış camın arkasindaki eski resimden.

Ellinde ağzi kapali plastik bir kap ve bir albümle geri geldi Hatice teyze.

“ bu çorba sana, dün yapmisitim, bana çok, bu da senin için, diş kirası, giderken alırsin” dedi, bırakti odanın ortasinda ki sehpanin üzerine içi çorba dolu plastik kabı.

“Gel yanima otur, bak sana neler göstereceğim” dediginde sesinde ki bayram çocugu heyecanı öylesine belli oluyordu ki, sanki gözümu kapasam, yedi yaşında afacan bir kiz ile konusuyormusum gibi… çınlıyordu neşeli heyecanli sesi kulagimda.

Kırışık ellerinin parmaklari kırmizi ojeli, zarifce açti üzerinde yaldızdan yapılmış kocaman bir tavus kuşu kabartmasi olan koyu yesil renkli albümü. Önce mumlu bi kağıt çıkti ortaya rengi sariya çalan hemen arkasından ise , siyah beyaz bir aile resmi.

“bak bu benim, ortada ki”

Gözlerinin içi güluyordu resimde ki küçük kiz çocuğunun, pileli bir etek, beyaz soket coraplar, ve kirmizi olmasini istediğim (ama gerçekten istedigim) önden bagli parlak ayakkabilariyla, bana bakiyor ve “tee eskiden” diyordu sanki.

Insanlar bu kadar değismelimiydi? Yaşlanmak niye vardi ki? Resimde ki kiz çocuguna yapilan bir haksizlik degilmiydi yaşlanmak…ya da hepimize yapilan. Yaşam adi altinda bize verilen ödül icin neden yaşlanarak ve ölerek bir bedel ödememiz gerekiyordu? Neden hep o çocuksu mutlulukla ve o enerjiyle yaşamiyorduk.

“Bu hatırladigim ilk resmim benim, önceki resimlerimi pek hatirlamiyorum, üc gun öncesinden başlamistim heyecanlanmaya, e hic fotografhane görmemisim ki daha önce. Bu sagdaki abim Ismail, soldaki ise ablam Rukiye, ikisi de rahmetli oldu simdi. Bu bütun ailenin cektirdigi ilk resim , sene 1941. Beyoglu’nda cekilmisti bu resim, Opera Fotografhanesi’nde. On yasinda ya var ya yokum.

Anlatirken, beni resmin icine çekiyor daha çok soru sorma arzusu yaratiyordu bende, onun bu heyecanli tavirlari.

Orada mi oturuyordunuz ? Diye sordum

“Firuzaga’daydi evimiz, iki katli kagir bir evdi, ben evlenene kadar oradaydik, hepimiz evlenince annemlerde Amasya’ya yerlestiler, baba topragi cekti onlari, orada da rahmetli oldular zaten. Aslen oraliyiz biz, istanbul’a ben 2 yasindayken göc etmisler bizimkiler, ama öyle sadece benim ailem degil, bir iki ay ara ile butun hısım akraba toplamis tası tarağı taşınmis istanbul’a, kimi Sütluce’ye kimi Sariyer’e, bizde Firuzaga’ya.

Resimler önumde siyah beyaz bir Yesilçam filmi gibi akiyor, güzel kadinlar, janti erkekler, balolar bana Cumhuriyetin ikinci on yılindan seyretmesi mükemmel bir şölen gibi geliyordu. Biryantin ile “Soir de Paris” kokusu dagilmisti icinde oturdugumuz odaya, en azindan ben oyle olmasıni diliyordum…Zaten ben hep birseyler dileyen bir insandim.

Hatice teyzem’in kiyafetleri, grup halinde çekilen fotograflar, cazbant, edilen danslar, smokinler, hep bir agizdan “biz eskiden daha güzeldik, ne oldu bize” isimli bir Turkiye tarihi fotoromani gibi sayfa sayfa kayiyordu gözlerimin önunden. Boşuna degildi, o yaşta olan insanlar daha bir içerliyordu vatan dedigimiz topragin bugün icinde bulundugu durumuna.

“ hadi ver bakalim fincanini, bakayim falina” dediginde sesinde ki heyecan yerini azicik da olsa bir hüzune birakmis gibiydi.

Uzatirken ona fincani, inanmasam da fala, korkuyordum falimda o’nun çıkmasindan… kötü çıkmasindan… o lanet olasi üc vakitlerin uzamasindan… ya da hic gelmemesinden.

“Veysel Karani’nin ruhuna degsin de bakiim” diye komut verdi bana. Anlamamistim ne demek istedigini

“ hadi ama ! de ki çıksin falin, “Veysel Karani’nin ruhuna degsin”

Tekrar ettim bana söylemem icin israr edilen cümleyi

“Veysel Karani’nin ruhuna degsin”

“ E öyleyse neyse halin o çıksin falin” diyerek basladi kırışık elindeki kücuk çini motifli hani su hepimizin evinde olan, rumili hatayili ucuz fincandan falımi okumaya.

“ ay çok kabarmis senin yüregin be evladim, icine atmissin sen herseyi… bak göz goz olmus bütun fincan….ama bu öyle cok uzun zamandir olmamış , yeni yeni baslamis sanki” derken yüzune sinsice ama sevimli bir gülumseme peydah olmustu. Isaret parmagi ile fincanin icindeki baskin kara bir lekeyi bana gösterip ekledi hemen,

“ baksana yaaa, atma evladim icine bu kadar, önü açık bu fincanin, söyle, söylemek istedigini, söylemek istedigine”

Ciddi ciddi atiyorda tutturuyormuydu?, yoksa bir nevi evliyamiydi ? Ya da ben sahiden de cok mu belli ediyordum derdimi disari ?

“ üc vakte kadar açılacak önün, bitecek sıkıntilarin, bak balik cıkmis burada, para demektir balik ya da iyi talih” “ hem de kocaman bir balik bu, Karadeniz’in serininden, Marmara’nin derininden cikmis gibi kocaman bir talih var senin önünde. Falida içi gibi güzel evladim. Üzme kendini , bak benim fallarim çıkar.

“Hadi bi suya cek de fincani çıksin falın, diyerek bana uzatti fincani kırışik ama zarif elleriyle,, mutfaga dogru yüruken ben seslendi arkamdan, “öyle ovalamana gerek yok, suya çeksen yeter.”

Salona döndügumde, tesekkur ettim fal icin, izin istedim eve gitmek üzere. Elime ici corba dolu plastik kabi tutuştururken “diş kirani unutma” dedi.

Iyi aksamlar dileyip elini öpmek istedim, izin vermedi ama. Tesekkur edip çıktim kapidan.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s