Reenkarnasyon ile ilgili tuhaf bir hikaye.

Her ne kadar biyolojik olarak bir geri dönüsum olsada, ve ben her ne kadar analitik düsunen, somut veriler sayesinde oluşan somut bilgilere, kisacasi bilime inanan bir insan da olsam, bir yanim ölümun son olmadigina inanmam konusunda israrci davraniyor. Bilinc denilen kavrami yaratan iki bilimsel kavram ki bunlar kimya ve elektrik, asirlar once cok detayli bir sekilde aciklanmis ve ispatlanmis olmalarina ragmen, konu bilinc olunca isler biraz sarpa sariyor. Var oldugumuz sürec icerisinde bizimle olan bu kavramin ölunce ne oldugu bir turlu anlasilamiyor. Quantum mekaniginin inanilmasi en guc olan etkilesim ve görece gerceklik kuramlari aslinda biraz biraz soyluyor bize ölumden sonra bilincin hala enerji olarak varligini devam ettirebilecegi olasiligini. Karmasik kurallardan olusan bir mekanik degil quantum, averaj bir ortaokul ogrencisi bile anlayabilir hemen, asil güc olan inanmak ve kabullenmekdir bu mekanigin presiplerine.
Bu kitap bir seyleri ispat amacli yazilmamis, sadece bize biraz daha acik fikirli olmamiz gerektigini anlatmaya calisiyor. Kitabin yazari Jim Tucker, Virginia Universitesi Tip Fakultesi Psikiatri bolumunde profesor, ve ayni zamanda da Cocuk ve Davranis Psikiatrisi Bolumu baskani. Kitap Universite tarafindan Jim Tucker ve oncesinde yapilmis olan 40 reenkarnasyon vakasinin detayli bir ozeti. Deneklerin hepsi 4 ila 16 yas arasinda, yas ilerledikce, muhtemel onceki hayatla ilgili hafizada yavas yavas siliniyor ve yerini sosyal cevrenin etkisiyle sekillenen yeni bilince birakiyor. 16 yas bir cesit sinir hatirlayabilmek icin. Bu 40 denek icinde en ilginc olani Louisianna dogumlu bir cocugun ki. Ismi James Leininger, iki yasinda ilk kabusunu goruyor, anne baba panik icerisinde James’in uyudugu odaya girdiklerinde 2 yasindaki James,ciglik cigliga, “Kucuk adam, kucuk adam burundan vuruldum, motor yaniyor, dusuyorum”… Konusmasi sanki bir telsiz konusmasini andiriyor. Uyaniyor ardindan ver hersey normale donuyor. Annesi onu ertesi gun neselendirmek ve onceki gece yasadigi kabusu unutturmak icin bir oyuncakciya goturuyor, iceri girer girmez James annesinin tuttugu elini birakip model ucaklarin oldugu bolume dogru kosmaya basliyor, yuzunde tarif edilemez bir hayranlik ifadesi annesinin deyimiyle. Eski ucaklarin modelleriyle daha da bir ilgili ama. Annesi “Bak bu ucagin altinda bombalari da var bunu alalim mi sana?” diye soruyor, James’in verdigi cevap” o bir bomba degil yedek yakit tanki”. James henuz 2 yasinda. Bakilan ucagin modeli ise 2.Dunya savasi sirasinda Amerikan Hava Kuvvetlerinin kullandigi bir agir bombardiman ucagi. Bir hafta geciyor aradan, James yine kabus goruyor, bu sefer anne ile baba kucuk cocuk kendine gelir gelmez soruyorlar cocuklarina.
-Kim bu kucuk adam
-ben
-ucagina ne oldu peki
-vuruldu dustu
-kimler vurdu
-japonlar
-japonlar oldugunu nereden anladin
-Ucaklarinin kuyrugunda ki köfteden

Anne ile baba sasiriyor elbette, ama kofte olayina da bir anlam veremiyorlar. Baba ise pes etmiyor, kisa bir arastirmadan sonra 2. Dunya savasi sirasinda Amerikan askerlerinin Japon bayragina Meatball yani kofte dediklerini kesfediyor. Kendisinin bile daha once hic duymadigi bu cok ince detayi 2 yasini biraz gecmis olan bir cocugun nasil bilebilecegine akil sir erdiremiyorlar.

Babanin sorulari bitmiyor ama, bu isin sonuna kadar gitmekde kararli, soruyor ogluna yine
-ne tur bir ucak kullaniyordu kucuk adam ?
hic dusunmeden cevap veriyor James
-Corsair, diye. Devam ediyor sormaya, –son bir sorum daha var sorabilirimiyim? diyor ogluna kibarca
-sor diyor James
-Kucuk adamin ucagi nereden kalkmisti vuruldugu gun?
Yine hic duraksamadan cevap veriyor James
-The Natoma, diye
Supheci bir adam James’in babasi yine arastirmaya basliyor isyerinde ki bilgisayardan, ve elbette buluyor The Natoma’nin ne oldugunu, The Natoma, 2. dunya savasinda Iwo Jima da demirlemis Amerikan Deniz kuvvetlerine ait bir ucak gemisinin ismi. Eve dondugunde sariliyor ogluna kucakliyor onu, hoplatarak ziplatarak eglendirirken James’i çakıyor yine soruyu
-bu The Natoma neredeydi James
-Iwo jima’nin 10 mil kadar aciklarinda diye cevap veriyor james yine hic ama hic dusunmeden.

Gunler aylar geciyor, James’in anlattiklari daha da bir detaylaniyor, gordugu kabuslara yeni bir isim ekleniyor, ‘Jack Larsen’.  James’in anlattigina gore Jack Larsen onun en yakin arkadasi, ve o da James gibi bir savas pilotu. Baba hala cekimser, inanmak istemiyor butun bunlarin dogru olduguna, kendine ve esine butun bunlarin bir rastlanti oldugunu ispatlayabilmek icin atliyor ucaga Washington DC’ye geliyor, Natoma Gazileri Dernegi’ne, “bir kitap yaziyorum, bir iki bilgiye ihtyacim var” diye sıkıyor palavrasini, kapisindan pek girenin olmadigi dernegin yasli amcalari cok heyecanlaniyorlar dogal olarak ve seve seve yardim edeceklerini soyluyorlar. Jack Larsen hakkinda biraz bilgi lazim bana diye istegini dile getiriyor baba. Eski gazeteler, ordu giris cikis belgeleri fotograflar dokuluyor masanin uzerine, hepsi Jack Larsen ile ilgili. Ama en tuhaf olani ise Jack Larsen bulunurken, James Huston Junior’da bulunuyor. Ucagi vurulup dustugunde yanan ucaktan acil cikis yapamadigi icin olen 18 Natoma pilotundan birisi James. Cekilen butun fotograflarda hep yanyanalar, ve James Huston su anda muhtemelen 2’li yaslarinin ortasina gelen olgu James’in icinde yasiyor.
-Genc adam sanslisin,  Jack hala hayatta, buraya da cok yakin da oturuyor, istersen adresini verebiliriz sana, hem ilk agizdan ogrenirsin, diye mucizevi bir cikis yapiyor odada ki yasli amcalardan biri.
Baba’nin gozleri parliyor, aliyor adresi ve 1 saat uzaklikta ki Jack Larsen’in evine gidiyor, anlatiyor meramini.
Kahveler yapiliyor ve Jack basliyor konusmaya
-James benim en yakin arkadasimdi, gozunu budaktan sakinmayan bir kombat pilotuydu, son uçuşu cok tehlikeli bir gorevdi, o gönullu gitti, ilk defa napalm kullanacaktik, son ucak, ki bu James’in ucagiydi bombayi birakacakti, ben takim lideriydim, onun vurulup dustugunu gormedim. Telsizim arizaliydi yardim cagrisini da duyamadim. Ama gorenler vardi.

Baba akli karisik, yuzuk asik bir sekilde tesekkur ediyor yasli adama ve ayriliyor Jack Larsen’in evinden. Daha fazla ispata gerek duymuyor artik. Biletini alip ogluna ve esine kavusmak icin cikiyor yola. Eve variyor, gulerek karsiliyorlar ailesi baba’yi, karisini opuyor, oglunu kucagina aliyor ve iste tam o sirada kucuk James en vurucu cumlesini soyluyor
-biliyordum sizin iyi birer anne baba olacaginizi, bu yuzden sizi sectim.
Baba ile anne tutamiyorlar gozyaslarini ve aglamaya basliyorlar, baba kucaginda kucuk james’le oturuyor koltuga, ve en sorulmasi gereken soruyu korkarak soruyor ogluna
-nerede sectin bizi, diye
-Havaii’de o pembe otelin plajinda diye cevap veriyor James.
Soyledigi otel anne ve babanin evliliklerinin besinci yili sebebiyle gittikleri otel…pembe boyali… zaman ise annenin James’e hamile kalmasindan beş hafta once !

Uzun arayislar sonunda ki 2 yil geciyor aradan, James 4 yaslarinda, baba James Huston’in son yasayan akrabasini buluyor, kizkardesini. 84 yasinda, ismi Anne.
84 yasinda ki kizkardese acele posta servisiyle mektup atiliyor, zaman kısitli, Kizkardes 84 yasinda her an o da vefat edebilir. Mektup da durumu anlatiyor baba, detayli bir sekilde en ince ayrintisina kadar. 10 gun sonra mektup geliyor 84 yasinda ki kiz kardesten, birde resim. Kiz kardes James’den Jimmy diye bahsediyor. Ama en tuhaf olani ise pilot James’in kucuk James ile olan fiziksel benzerligi.

Gecen bir iki yil suresinde James’in babasi James öldugu gun onunla ucan ve hala hayatta olan baska iki gaziden daha telefon aliyor, baba bu iki gaziyede son telsiz konusmasini hatirlayip hatirlamadiklarini soruyor, iki gazide James’in son telsiz mesajini butun acikligiyla hatirliyip tekrar ediyorlar “Kucuk adam Kucuk adam !Burundan vuruldum ! Motor yaniyor ! Dusuyorum !”

Neyse vaka bundan ibaret ben biraz kisalttim cok laf kalabaligi olmasin diye. Mesela Jim Tucker’in James’la yaptigi seanslari eklemedim fazla bilimsel ve sıkıci gelebilir diye dusunmemden dolayi. James 6 yasina geldiginde butun bu olanlari ve eski bilincini unutuyor. Ama vaka Jim Tucker’in kitabinda en ilginci olarak ister istemez bana cok etki ediyor. Ha bu arada kitapda bir de Turk cocugunun hikayesi var, bir sabah kalkip Rusca konusmaya baslayan ve kendisinin 1910’da Rusya’da kafasina kųrekle vurluma suretiyle ölduruldugunu soyleyen. Bu vakanin en carpici tarafi ise, Rusya ile yapilan yazismalarda, cocugun bahsettigi gibi bir köyun oldugu fakat Devrim’den sonra köyun isminin degistigi ve 1950’lerden sonra köyun haritadan tamamen silindigi. Daha da tuhaf olani ise, cocugun kafasina vuruldugunu soyledigi yerde bir dogum lekesi olmasi. Bu arada bu vakada ki Turk cocuk 3 yasinda.
Bu kitabin Turkce basimi varsa ve siz davranis psikiatrisi ile ilgileniyorsaniz muhakkak okuyun.

capture

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s