Özlemek üzerine…

Akşam iteliyordu sisli kanını şehrin damarlarına. Şehir o en güzel olduğu, ona en çok yakışan gecesine doğru kendinden emin aheste adımlarla ilerliyordu. Parçalanan sis yerini baska bir örtüye bırakırken, zaman yine olması gibi umursamadan akmaya başlamış bütün çirkinlikler birkaç saatliğine de olsa, gündüzleri kezzap kokan İstanbul’u terketmişti. Bana onu getirecek vapur ise tüm bu örtülerin, kalleşliklerin inadına, bir iç sesi edasıyla belli ediyordu kendisini uzaktan. İnsan bile kendi iç sesine yabancıyken, bir şehrin kendi iç sesini dinlemesi nasil beklenebilirdi? Bir gövde gösterisiydi sanki gözlerimin önünde olup biten. Etkilenmemiş gözükmeye çalışsam da, her gece ayni şaşkınlıkla izliyordum gecenin ve istanbul’un o dayananılması zor fesadının hepimizi içine çekişini.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.