149.

Hayatım da en çok yer kaplayan soru bu olsa. İç dünyamda, her sorduğum an kapkara bir toprak parçası gibi uzansa da önümde, bir türlü vazgeçemiyorum sormaktan, cevap aramaktan. Insan olmaktan öte, ya da felsefi bir cevap arayışı filan da değil hani. Sadece basit bir cevap arayışı!
nesneleri hatta hayatı anlamlandırmaya dair sorular degil ama bunlar. “Nasil?” diye uzatıp bilime geçiş yapma hevesim de yok. Sadece “neden?” diye soruyorum, “nasıl?” olduğu ile ilgilenmiyorum bile. Kendimce verdiğim ve hep “çünkü ben…” diye baslayan cevaplar ise asla yeterli olmuyorlar… uyuz olmuş gibi kaşınıp, kanatıp da derimi tırnaklarimla sormaya devam ediyorum… “Neden?”

Bitmek Tükenmek bilmeyen bir merak değil bende ki. Basit cevaplarla yetinebilirim pekalâ. Ama “öyle olması gerekiyormuş” gibi cevaplara vereceğim karşı cevap “al götüne sok sen o cevabi” olur.

Ikili ilişkilerle ilgili “neden”lerim en çok yer tutanlar galiba. Piç olmus ilişkiler, yalanlar, Bizans entrikalari, sahte mutlulukların her yerde göze sokulmasi…
Pasifist olup, suya sabuna dokunmadan yaşamak mı mutlu bir hayatın reçetesi? Bilmiyorum. Ama inatla soruyorum. Neden ?

Karanlıkta oturduğumda da soruyorum, yürürkende, film izlerkende soruyorum, yemek yaparkende… Ardı arkası kesilmeden boşalıyor aklımdan binlerce “neden”, ben ıslanıyorum üzerime akmalrından ama Kaçsam olmuyor, peşimden geliyorlar, düşünmesem dakikasında kapimi caliyorlar. Evde yokmuşum gibi de yapamiyorum, çünkü “ev” de onların pekiştiği aklımda ve onlarla filizlenip mekana dönüşüyor. Sonra uyuya kalıyorum koltuğun üzerinde, yastığımı sarartan binlerce sorunun kulaklarımdan aktığı bir gecede.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.