Istanbul’un terso mahalleleri

neden terso?
neden “kötü” ya da “berbat” degil?
çünkü orada yasayan insanlar genelde kendi hayatlari icin bu sifati kullaniyorlar. sadece yasadiklari hayat icin degil yasamak zorunda olduklari semtler icin de terso diyorlar.
ıste bu yuzden “terso”.

ıstanbul gibi cografi yapisi inanilmaz buyuk bir sehri bilmek ya da bildigimizi dusunmek ne kadar dogru? cihangir’de kahve icip, bogaz’da brunch yapinca veya moda sahne’de bir oyun izleyip sonrasinda kadife sokakta bir iki tek atinca sahiden istanbullu mu oluyoruz?

elbette kimsenin haddine degil kimin nereli oldugunu o kisiye dikte ettirmek. benim de soylemek istedigim zaten bu degil.
ama bir sehri tanimak, sadece o sehrin populer semtlerini ve o semtlerde bulunan populer mekanlari bilmek olmamali.

ıstanbul’da yasadigi surece cihangir, moda, bogaz, etiler, polonez koy vb yerlerden disari cikmayan ve arka sokaklarin, kenar mahallelerin insanlarini bilmeyen bir istanbullu ne kadar istanbulludur?

bu ayni yemek konusunda ahkam kesmeye benzer aslinda.
nasil ki hayatinda kebab ve baklava disinda herhangi bir turk yemegini denememis bir yabacinin “ben turk yemeklerini biliyorum” demeye hakki yoksa, istanbul’da uzun seneler yasayip o “terso” mahallelere hic gitmemis ve oralarda yasayan insanlarin hayatlarini hic gormemis bir insan da “ben istanbulluyum” diyebilir ama dememelidir.

sarigöl’de “havali kader” ablayla konusmadiysaniz, elbette bu sansi hepimiz
yakalayamamis olabiliriz ama birakin konusmayi hayatiniz da “havali kader abla” benzeri ve sizin gibi istanbul’da yasayan bir insanla hic karsilasmadiysaniz… nasil olacak bu isler?
ya da tarlabasi’nda “dj cemşit”den kendi bestesi olan lahmacunu yine kendinden dinlemediyseniz, ya da yine hayatinizda dj cemsit benzeri bir insani hic gormediyseniz iki lafin belini kirmadiysaniz, zor bu isler.

civciv’den, sarigöl’e, karabayir’a, kustepe’den, gulsuyu’na hatta dolapdere, hacihusrev ve hatta “gopp”a hic ama hic gitmediyseniz. “terso” bu isler.

gulsuyu’nda bindiginiz taksinin soforu agzinda cigara araba kullanir kafa olmus bi milyon size “aga olsa veriim ama son duman be ya” der.
ıcine de sinmez ama size ikram edememek, durur bi kose basinda bagirir bi bakkalin icine dogru
” la poncik! varmi 30luk 40lık bi seyler? su gencler bir girsin ciksin”.
iste bu jargonu ya da benzerini (bu jargonu ben de pek anlayamamistim . ot ile 30luk 40lik ve “bi girip ciksinlar cumlesi” arasinda ki bağ hala kafami kurcalar) duymadiysaniz… elbette siz yine de bir istanbullusunuz. buna lafim yok, ama istanbul sizde mi orasi sakat mevzular.
torbacisi, sekercisi, zeytincisi, orospusu, evde cigaralıkları anasina sardirip kizina sattiran japon hayri’si bu sehrin gercekligidir. bakmayin isimleri onunde duran o itici mesleklere.
bazilarinin hayat hikayesi sizi sizden söker alir, kendinizi kaybedersiniz. ama onlara onlar gibi yaklasirsaniz aslinda bir cogu cok neseli insanlardir.
evet, terso mahallerlerde yasarlar terso isler yaparlar, felek cemberini henuz işlerken bir cogu felegin yaninda saft tutmuslardir.
ama onlar da istanbul’un bir parcasidirlar. ve yerlerinden yurtlarindan (sulukule ve tarlabasi trajedilerinde oldugu gibi) edilmeden bilinmeyi isterler.

organize isler’i izlerken aldigimiz o super keyif de aslinda bu insanlarin hayatlarinin varolmayi ve daha da onemlisi bilinmeyi hakettigini gostermiyor mu bize? yoksa bir cogumuz hala bu insanlarin gercek olmadigini ya da bilinmeleri gerekmedigine mi inaniyoruz?
ara ara içimize çektiğimiz o kalın cigaranın dumanı gibi, kanla karışık irin sarısıdir o mahalleler.
karanlık gibi gorunen insanların, karanlık sokaklarinda,
kagir evlerin ikinci katinda yaşanan zorla sevişmeler,
çocuk odalarına kadar sızan anne ağlamaları, perde aralarindan bakan gözler.
rakı arkasi, nohut pilav aralarında,
bir nefes duman gibi ağızımizdan çıkıp gitmeden bu şehir, tanimak lazim.
fare leşi kokan çıkmazlari, çöp kenarlarinda uyuklayan damarcılari ve tabii ki onlarin üzerine işeyen torbacilarıyla.
limon suyundan yapılmis bir mürekkep gibi hersey,
okuyabilmek için yakmamiz icab eder.
yüzlerin, yüzsüzlerin,
ve tabii ki damar yollarini açık tutanlarin… ve hatta sen su anda bu yaziyi okuyan dostum
hepimizin ağzından çıkan duman, kanla karışık sarı bir irin gibi dağılıyor havaya.
ıste dagilmadan bu sehir ve bu sehrin terso mahalleleri gidin görun oralari. “ıstanbullu olmak” tabirinin hakkini verin

2 thoughts on “Istanbul’un terso mahalleleri

  1. Cok tesekkur ederim. Evet ne yazik ki biz yeni bir sehri gezerken sosyal medya yardimiyla gezmekten, gezerken yurumekten degil taksiye binmekten hoslanan bir toplum olduk. Oysa ki bir sehrin gercekligi o sehrin kenar mahallerinde yasanir. Yine bir sehir en guzel yuruyerek gezilir. Adim adim icimize cekmeden gezilmis hic bir sehri gezilmis sanmiyorum.
    Neden kuaura bakayim 🙂 sohbet etmek , yarenlik etmek cok guzel seyler.

  2. Ne güzel anlatmışsınız, ellerinize sağlık. Bir İstanbul dergisinde filan yayinlanmalı bu yazı.

    Okurken kendi kentlerime de uyarladı sözlerinizi düşüncelerim. Kızılay’a Ulus’a bile gitmemiş arkadaşlar olduğuna şaşmıştım Ankara’da. Antalya’ya yerleştigimden beri de epey didik didik etmişimdir. Kentimi yürekten sevmek olarak düşünüyorum köşe bucağıyla ve hakiki public figureleriyle olduğu kadar uzak-yakin tarihiyle de öğrenmeye çalışmayı. Gururlanıyorum..

    Bizim turizm anlayışımız da bundan ibaret değil midir? En merkezdeki meydana gitmek, en meşhur yemeğini yemek, alışveriş yapıp hediyelik almak. Bazı grup yazışmalarında görüyorum “iskodraya bir gün yeter” ya da “kalmanıza gerek yok” gibi tümceleri. Aklım almıyor. Hiçbir kent için bir gün yetmedi bana. Oturup insanlarını izlemem bile en az iki günümü alıyor.

    Yazı çok hoşuma gidince uzattım kusura bakmayın sohbet edesim gelmiş 😊

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.