Şairle kahve

Çekil önümden ne olursun, yağmur yağıyor, sen degilsin şu an izlemek istediğim !” diyebilsem keşke. Görebilmekle ilgisi yok bunun, çoğu şeyi sadece dinlesem de olur, ama yağmur görmeden duyulmuyor. Söyleyecek sözūn olduğunda ararsın sen beni. Zordur bunu kabullenmek ama, bilirsin. Neyse, sadede gelemedim bir türlü Ama kahve yaptım. Sanki hiç birşey olmamış gibi, sen çıkıp gelsene. Continue reading Şairle kahve

Rate this:

Şiir

Bilirmisiniz köprüleri buhur kokan köyleri, cetvel gibi düz ve uzun yolları? O yollar da felak olanları, mecnun olana kısas, yol kenarında ucuza buldukları karılarla caka satanları? yakut kırmızı nar tanesini ve beyaz basma üzerinde bıraktığı kan lekesini? etrafi kayaliklarla çevrili küçük adalar mı o görünenler? kimsesiz evler, ve o evlerde ölen harbiden kimsesizler. Ziyaretçileri asırlar önce göçen kavuklu mezar taşları, aşık olanlar…olamayanlar… Bir türlü inanamayanlar, Lakin her zaman vardir Yaradan’a ruhlarını meşk adayanlar. Rakıya su katanlar ya da ab-ı hayatı yandan çarklı yapanlar. ağır bir geceden dem vurup, Tatyos Efendi’den name tüttürüyoruz şerefinize “bu name cihana değer ulan” diyip gözlerimizden … Continue reading Şiir

Rate this:

İrin rengi duman

İçine çektiğin cigaranın dumanı gibi, kanla karışık irin sarısıdir her yer, Karanlık insanların, karanlık sokaklarinda, Kagir evlerin ikinci katinda yaşanan zorla sevişmeler, Çocuk odalarına kadar sızan anne ağlamaları, perde aralarindan bakan gözler. Rakı arkasi, nohut pilav aralarında, bir nefes duman gibi ağızımdan çıkıp gitmekte bu şehir. Fare leşi kokan çıkmazlari, Çöp kenarlarinda uyuklayan damarcılari ve tabii ki onlarin üzerine işeyen torbacilarıyla. Limon suyundan yapılmis bir mürekkep gibi hersey okuyabilmek için yakman icab eder. Yüzlerin, yüzsüzlerin, ve tabii ki damar yollarini açık tutanlarin… hepsinin ağzından çıkan duman, kanla karışık sarı bir irin gibi dağılıyor havaya. Continue reading İrin rengi duman

Rate this:

Inanmak

Seçmem gerekseydi eğer, kurabildiğim cümleler içinden “sana inanıyorum” birinci gelirdi. Bir yastıkta kocamak gerekli mi ben bilemem, ama inanmak gerek. Bir yolu beraber mi aşındırmalı ? Yanyana mı tükenmeli? Bir çocuğa isim birlikte mi seçilmeli? Hiç birisine cevap veremem. Bir kadın için içimde ki huysuzu öldürdüm ben. İşte bu yüzden en güzeli “sana inanıyorum” diyebilmek. Zaten inanmasam beni berbat bir yokoluş bekler. Continue reading Inanmak

Rate this:

Yaz

Çingene çadırı gibi renkli bir gün , Saint Pauli’den aşağı yürüyorum, Biraz ötede bir patika, kızıla dönmüş rengi… zamanında gelen bir düğün davetiyesi gibi çağırıyor beni içine. Köprü altı evsizleri, selam çakıyorlar bana yanlarından geçerken. patikanın hemen girişinde ki köprünün altinda, benim bildiğimden çok farklı, umarsız bir hayat devinmekte. Ucuz alkol ile odun yanığı kokuyor etrafım. Bir iki kurbağa çıkıyor akan nehirden. Onlar da biliyor, şehir dışarıda, burası başka bir şehir. Başımı kaldırıyorum…kızılderili sefleri ile kesişiyoruz, onlar söylemesede belli oluyor bakışlarından söyledikleri “Sioux kabilesidir evimiz.” “Iyisinizdir insallah” demiyorum ben onlara, devam ediyorum nehir boyunca yürümeye. Taa ki kazları görene kadar. … Continue reading Yaz

Rate this:

Veba

Sis basmış her yeri, yer yer görünen itler, sarı kirli gökyüzü. Özledim demek gelmiyor artik içimden. Şehir halâ eski, Bakırcılar çarşısı yerinde. Lodos olmuyor ama artık eskisi gibi, Kancik gecelere akıyor, kerhane kokulu sokakları. Bu benim istanbul’um. Sokak içlerinde ülser büyüten , cilalı arabaları, sümüklü çocuklara teğet geçen, “Allah’im sana şükürler olsun” diyen teyzeleri vebalı oğlanlara karı peşkesleyen. Bana hatırlatıyorlar yolu çamurdan olan sokağımı. Sis basmış her yeri, Ve sarı kirli gökyüzü. Continue reading Veba

Rate this: