Lanet

Yarı uykulu açtığımda gözlerimi sancak gibi dalgalanan karanlığa, diken gibi battı duyamadığım kuyruklu yıldızlar kulağıma. Kum tanesinden küçük bir maddenin içerisinde yiten rüyalarımız, yastık altında biriktirdiğimiz dualarımıza karışmış. Ve bazılarımız esnaf lokantalarının buğulu camlarında, kara sinek gibi bir somun ekmek ile çorbaya muhtaç. “Damarlarımız da akan asil kan da mevcuttur” demişse de mavi gözlü dev adam, koskoca bir yalan aslında. Racon kesen bitirim delikanlılara benzesek de uzaktan aslında biz ne yaşamayı başarabildik, ne de ölmeyi hakettik. Continue reading Lanet

Rate this:

Yolculuk

sarı boyalı duvarlarıma tımanırken gece, yerçekimi değil aklımı uçuran. sırılsıklam bir ruhum var benim, biraz titresem üzerine aslında, toza takılıp uçacak. tutunup uçsam ben de onlarla, hemen bulabilirim yukarıya bir yerlere sakladığım o çocuk gülümseyişlerini. kar olup konsam o gülümsemelere, sonra hiç erimeden düşsem daha önce hiç gidilmemiş bir yerlere, havası turuncu, suyu mavi, sonra sizi de çağırsam, “gelin” desem, “buldum ! o kimsenin bilmediği, küçük ama güzel ülkeyi”. Continue reading Yolculuk

Rate this:

Nefes

Cuma akşamı istismarları, Kısa telefon konuşmaları, yüz yüze gelmeler. Kokusu, boynundan burnuma, teni ile tenim arasında gümüşten bir kordon, bir yol haritasi gibi uzuyor ikimizin arasında O bana anlatıyor, ben onunla gülüyorum. Birlikte gülüyoruz. Yüz yüze, ben yanıyorum, Nefesi yüzüme on santimetreden değiyor, gümüşten bir kordon gibi… Continue reading Nefes

Rate this:

Eski bir siir, yeniden paylasasim geldi.

Bak ama kuzum, Eski Yesilçam aşkları gibi bir aşk sana sunduğum. Boğaz önünde köşkler, kristal avizeler yok belki ama, bir Ediz Hun kibarlığında “ seni seviyorum” diyebilirim. Manda kasa Amerikan arabaları geçer önümüzden. Eski iskele henüz yanmamış, köprü halâ ahşaptan. Biz hatırlamayız belki, fakat troleybüsler var, vızır vızır. Bol renkli bir sinema afişi gibi olur aşkımız, birinci kalite kuşe kağıda basılı. Sağında sen, sevdigim, solunda ben, esas oglan. Dudaklarımız çok yakın, ama öpüşürken olmaz. E annenle babanla da tanışmıştım zaten, Babanı filmde Hulusi Kentmen oynar, Anneler zaten hep güzeldir, anne rolü kime olsa uyar. Bebek sahilinde bir evimiz olmasada, Sen … Continue reading Eski bir siir, yeniden paylasasim geldi.

Rate this:

Kadınlar

Bazı üzgün çocukların rüyaları gibi, sabah ekşisi ağzımda ki tat. Bir önceki gece çektiğim ottan kalan, Venüs mesela, sabaha karşı beş buçuk gibi tam karşımda ki binanın üstündeydi, ha değdi, ha değecek. Karşı apartmanda yaşayan kısa boylu kız vardı ya, altıyı on gece uyandı, her zaman ki gibi. Tam o kalktı, yağmur başladı. Güneş’i soracak olursaniz o da çok iyi, altı kırküçte selamladı salonumun penceresini. Çok belliydi ama Venüs’ü görmemezlikten geldiği. Bu yüzden olsa gerek, Venüs üzgün ayrıldı. Sokak lambaları söndüğünde altı elliyedi. Ben çay koyduğumda bardağa, tahmin ediyorum altı ellidokuz. Ve tam yediyi beş gece soğudu. Ben bunları hep … Continue reading Kadınlar

Rate this:

Postmodern özeleştiri

Sonra çay koydum kendime. Tembellik diz boyu. Annemin ördüğü battaniye altında aklıma geldi benim bu hallerimin beni çok üzdüğü. Lokum gibi yüzüm bokum gibi huyum varmış meğer. Beni toplum böyle yaptı diyemiyorum, çoğu benim halt yemem. Ben bunu yeni anladım. Ama elbette hiç umursamadım ve sonra yine çay koydum kendime. Continue reading Postmodern özeleştiri

Rate this: