Eski bir siir, yeniden paylasasim geldi.

Bak ama kuzum, Eski Yesilçam aşkları gibi bir aşk sana sunduğum. Boğaz önünde köşkler, kristal avizeler yok belki ama, bir Ediz Hun kibarlığında “ seni seviyorum” diyebilirim. Manda kasa Amerikan arabaları geçer önümüzden. Eski iskele henüz yanmamış, köprü halâ ahşaptan. Biz hatırlamayız belki, fakat troleybüsler var, vızır vızır. Bol renkli bir sinema afişi gibi olur aşkımız, birinci kalite kuşe kağıda basılı. Sağında sen, sevdigim, solunda ben, esas oglan. Dudaklarımız çok yakın, ama öpüşürken olmaz. E annenle babanla da tanışmıştım zaten, Babanı filmde Hulusi Kentmen oynar, Anneler zaten hep güzeldir, anne rolü kime olsa uyar. Bebek sahilinde bir evimiz olmasada, Sen … Continue reading Eski bir siir, yeniden paylasasim geldi.

Rate this:

Kadınlar

Bazı üzgün çocukların rüyaları gibi, sabah ekşisi ağzımda ki tat. Bir önceki gece çektiğim ottan kalan, Venüs mesela, sabaha karşı beş buçuk gibi tam karşımda ki binanın üstündeydi, ha değdi, ha değecek. Karşı apartmanda yaşayan kısa boylu kız vardı ya, altıyı on gece uyandı, her zaman ki gibi. Tam o kalktı, yağmur başladı. Güneş’i soracak olursaniz o da çok iyi, altı kırküçte selamladı salonumun penceresini. Çok belliydi ama Venüs’ü görmemezlikten geldiği. Bu yüzden olsa gerek, Venüs üzgün ayrıldı. Sokak lambaları söndüğünde altı elliyedi. Ben çay koyduğumda bardağa, tahmin ediyorum altı ellidokuz. Ve tam yediyi beş gece soğudu. Ben bunları hep … Continue reading Kadınlar

Rate this:

Postmodern özeleştiri

Sonra çay koydum kendime. Tembellik diz boyu. Annemin ördüğü battaniye altında aklıma geldi benim bu hallerimin beni çok üzdüğü. Lokum gibi yüzüm bokum gibi huyum varmış meğer. Beni toplum böyle yaptı diyemiyorum, çoğu benim halt yemem. Ben bunu yeni anladım. Ama elbette hiç umursamadım ve sonra yine çay koydum kendime. Continue reading Postmodern özeleştiri

Rate this:

Telefon

Ara sokak sakinliğinde, çok değil ama ruh esintisiyle uçurduğumuz kağıttan uçaklar, içtiğimiz rakının adı ‘bu son olsun’ Ah keşke sen de rakı içmeyi bileseydin. Sırılsıklam olmazdık boşu boşuna. Evet, sevişmeler yaşadık dün akşam. Rakı kokan nefes nefese kalışlarımız, Ana dilimden gayri çıkardığın sesler, hatta uyurken beni kenara itelemelerin. Ben hissetim birşeyler çok kopuk, sense gülümseyerek uyandın. E olmadı ama böyle gülüm. Kadın olman yetmiyor yatağına evim diyebilmeme. Alıp da yerine koyamadıklarım, Sevip de seviyorum diyemediklerim için, çıkmadım bugün telefonuna. Continue reading Telefon

Rate this:

Şehir

Günler, haftaların bıraktığı gölgelerin ardında kalmış. Ha bitti, ha bitecek hali var kapı önlerinde bekleyen annelerde. Balat’ın içleri, Ellerinde çantalarıyla küçücük insanlar çıkıyor yıkık dökük okulun kapısından. Havada insani deli eden bir serinlik. Dar sokakları düne açılan…darlarında, yarın isimleri “o şimdi asker” olup sıvasız duvarları süsleyecek bir dolu yumurcak. Aya Nikolai önünden geçiyorlar, annelerinin elini tutarak, çoktan ölmüş bir şehrin, halâ diri kaldırımlarında. Tos pembe bir pudra ile kaplı sanki heryer. Aşk bile inceliyor, sicim gibi akmaya baslıyor o sokaktan bu sokaga. “Beri gel” sesi ile irkiliyorum, dünden kalan çayı kakalamaya çalışan adamdan gelen. “Neden olmasın?” Diyerek oturuyorum, eğreti bir … Continue reading Şehir

Rate this:

12.

Asit yağıyor, kuzgun rengi geceye Pas tutmuş korkuluklara tutunarak inen çıkmaz ayın müptelası son vuruşmudur bilinmez, yalpa adımlarla gri bir bulut gibi yaklaşıyor yanından geçmekte olduğum otobüs durağına. Beyaz ayakkabıları çamur, liğme paçalı pantalonu haki. Eski bir koku bırakıyor, menşei güzel avrat otundan bile saklı isimlendiremediğim geceye. Neon ışıklarının altında, ben ve çıkmaz ayın son müptelası aynı kaldırımda yüzümüze vuran sarı yeşil renklerle bitiyoruz birlikte Continue reading 12.

Rate this: